İngiliz gazetesi The Guardian, AKP hükümetinin sosyal medyaya yönelik baskısı ve Türkiye’nin ‘Y Kuşağı‘ hakkında bir makale yayımladı.
Columbia Üniversitesi’nde gazetecilik üzerine doktora yapan Burcu Baykurt’un kaleme aldığı aldığı makalede, ‘robot lobisi‘nden dem vurulurak şu eleştirilere yer verildi:
‘Erdoğan’ın da Twitter hesabı yok mu?’
* Eğer Erdoğan’ın son açıklamalarına inanırsanız, Türkiye’de Facebook ve YouTube gibi platformlar ‘her tür ahlaksızlık ve casusluk için‘ kullanılıyor. Erdoğan, tweet atarak hükümetini düşürmeyi amaçlayan hain güçlerden, bir ‘robot lobisi‘nden şikayet ediyor. Bu arada sanırım, kendisinin 4.16 milyon takipçisi bulunan Twitter hesabı bir iletişim ekibi tarafından yönetiliyor.
‘Emine Erdoğan müdahil oldu’
* Erdoğan’ın eşi bile ‘teknoloji bağımlılığı’ konusundaki endişelerini dile getirmek için konuya müdahil oldu. Michelle Obama obeziteyle savaşırken veya Samantha Cameron moda etkinliklerinde boy gösterirken, Emine Erdoğan sosyal medyanın alkol, uyuşturucu ve kumardan daha kötü olduğunu söyledi.
‘Battlestar Galactica gibi mi?’
* Peki Twitter’daki bu ‘hashtag savaşları‘nı yürüten kötücül robotlar kim? Akla Battlestar Galactica dizisinden görüntüler geliyor. Kız kardeşim robot lobisinin bir askeri mi? Gözleri lazere dönüşüp bir sonraki aile yemeğimizi kızartacak mı?
Narsist miyiz?
* Belki de Erdoğanlar haklı, belki 2000’lerin narsist çocuklarıyız. Geçen hafta iki kişi gözaltındayken bir ‘selfie’ çekip tweet bile attı.
‘140journos bir gecede altı kat büyüdü’
* Erdoğan’ın çevrimdışı kafesini sarsan o ‘teknoloji bağımlıları‘ndan biri de, Engin Önder. Türkiye’nin poplüler vatandaş gazeteciliği ağı 140journos’un kurucularından biri olarak, Önder ve arkadaşları 2012’nin başlarından bu yana haberleri Twitter’da belgeliyor. Sol, muhafazakar ve LGBTİ protestolarının yanı sıra tanınmış gazetecilerin alınmadığı mahkeme salonlarından yorulmaksızın tweet attılar.
* Önder bana bir tür robot lobisinin üyesiymiş gibi görünmüyor ama yine de şüpheli olmakta fayda var. Zira ‘‘140journos’dan önce sadece bir eyleme gitmiştim” diyor.
* Peki 20’li yaşlarındaki bu gençler hükümete komplo kurmuyorda, o zaman tam olrak neyi başarmaya çalışıyor? 140journos’un bir diğer kurucusu Cem Aydoğdu vatandaş haberlerini vermek istiyor çünkü babası onu, alternatif gazeteleri okuduğu için evden atmış. Önder, ”Cem ailesinin fikrini değiştirmek istiyordu” diyor.
* Gezi protestolarıyla birlikte 140journos bir gecede altı kat büyüdü. Türkiye’nin her yerinden gençlerin şikayetleri onların Twitter hesabına yağıyordu. Her gün 24 saat binlerce tweeti doğrulayabilmek için, Önder’in küçük apartman dairesinden günlerce çıkmadılar.
‘Gençler kutuplaşmadan kaçmak istiyor’
* Türkiye’nin internetle büyüyen ‘Y Kuşağı’ açısından, internette bilgi paylaşma özgürlüğü neredeyse siyaset kadar önemli.
Bu gençlerin yaklaşık yüzde 50’si her gün internete giriyor. Protestoların ön saflarından fotoğraf çekmek için kişisel risk alıyorlar. Birçokları, etraflarını kuşatan siyasi krizden kaçmanın yolunu arıyor. Derinleşen kutuplaşma, Erdoğan’ın kavgacı söylemi nedeniyle tırmanıyor.
Y Kuşağı, siyasi seçkinlerin indirgeyici anlatımlarının ne kadar absürd olduğunu ifşa etmek için biber gazı bulutunun ortasından tweet atıyor. Yetkililerin önemsemez açıklamalarıyla dalga geçiyorlar. Bu açıklamalara işbirliği yapan ana akım medyayı makaraya alıyorlar.
‘Başlarını kuma gömemiyorlar’
* Türkiye’nin genç protestocularının mücadelelerini sosyal medyada belgelemelerinin sebebi narsist 2000’ler kuşağı olmaları değil. Evet görünür olmak istiyorlar ama Facebook’ta beğeni almak, dürtülmek veya arkadaş sayılarını artırmak için değil…
Direnişlerini, herkes için toplumsal empati yaratmak amacıyla belgeliyorlar. Şiddet evlerini vurduğunda başlarını kuma gömen, kendi kendilerini doğrulayıp duran bir kitle değiller.
Şunun farkındalar: Sadece kendi taraflarında yer alan gençlere hitap edip Türkiye toplumunun geri kalanını gözardı etmek tehlikeli bir ‘bize karşı onlar’ hissiyatı yaratıyor. Onlar, bu tür bölücü şekilelrde anılmak istemiyor.
