Arda’nın yeteneği muazzam. Ancak Milli Takım’da modern futbolun çok uzağında bir anlayışla oynuyor. Montella belli ki saha içinde Arda’ya liderlik görevi vermiş. Lakin liderlik, en fazla risk alan, en fazla gösterişli hareket yapan oyuncu olmak anlamına gelmez. Futbolun gerçekleri ve doğruları doğrultusunda yapılan işler liderliğe anlam kazandırır. Bu da, yeteneğin ve yaratıcılığın doğru zamanda, doğru yerde, doğru şekilde kullanılması demek.
Sürekli olarak fantastik çalım denemeleri, topuk pasları ve bacak arası girişimleriyle şova yeltenmek futbolun ilkel ve demode yüzüdür. Bunların modern futboldaki yeri zorunlu durumlarla sınırlıdır. Böyle hareketler sonucunda göz göre göre kaptırılan her top sahada mücadele eden diğer takım arkadaşlarının emeğine yeterince değer vermemek anlamına gelir. Günümüz futbolunda saniyelik gecikmelerin bile önemi büyüktür. Topun ayaktan bir saniye geç çıkarılması bile bazen bir takıma çok şey kaybettirir…
Futbol kolektif bir spordur. Yani takım oyunudur. Dolayısıyla oyunun temeli pastır. Oyun planları ve stratejiler paslaşmalar aracılığıyla gerçekleştirilmeye çalışılır. Bunun yanı sıra futbol, dayanışma, uyum ve denge üzerinde yükselen kolektif bir mücadele gerektirir…
Ayrıca Arda öncelikle şunu bilmeli. Topu ayağında ne kadar çok tutarsa, o kadar çok faule maruz kalıyor. Genellikle orta saha civarında yapılan bu taktik faullerle Milli Takım’ın atakları kesilirken, rakip takım ise hem zaman hem de savunmada dengeli yerleşme fırsatı kazanıyor. Bu da Milli Takım için başka bir handikap.
Arda’nın bu şekilde oynamasının baş sorumlusu elbette Montella.