Murat Türker: Direniş Yolu adlı belgesel, protestoları video sanatı estetiğine yaslanarak yansıtıyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Ülke tarihinin gelmiş geçmiş en büyük protestolarında bazen yüz bini aşan katılımcılar, devletin yozlaşmasına tahammüleri kalmadığını ispatlıyordu.

Bilhassa öğrencilerin önderliğinde başlayan direniş, ülkenin 400’ü bulan yerleşim merkezine yayılmış, gayet geniş katılımlı hareket sivil itaatsizliğe de dönüşmüştü.

Adalet ve değişim taleplerini bazen koordinasyon hâlinde çalınan trampetler, bazen de kakofoni şeklinde kulakları sağır eden vuvuzelalar eşliğinde ifade ediyorlardı.

Lakin protesto hareketinin alametifarikası her gün iş cinayetinde ölmüş 16 kişinin anısına yapılan altı dakikalık sessizlik teamülüydü.

Peki devletin halen sürmekte olan barışçıl protestolara cevabı ne mi olmuştu?

Şiddet ve sansür!

Kasım 2024’te Novi Sad Tren Garı’nda meydana gelen çökme, Sırbistan hükümeti kapsamındaki yolsuzluğu apaçık teşhir etmişti; Başbakan Miloš Vučević‘in istifası bile halkta birikmiş öfkenin yatışmasına kâfi gelmedi.

İşte tam o sıralarda Belgrad’da bulunan İsviçreli sinemacı Jan Ciallella sabit kamerasını ikamet ettiği daireden sokağı 90 dereceyle görecek şekilde monte etti ve deyim yerindeyse protestoların nabzını olabilecek en estetik biçimde tutmaya muvaffak oldu.

Geçen ağustos ayında tertip edilen Locarno Film Festivali’nde yer alan 2026 İsviçre yapımı 9 dakikalık Direniş Yolu (Street of Resistance) adlı film kısacık süresine rağmen seyirciyi ziyadesiyle tatmin ediyor. 

Direniş Yolu adlı belgesel halkın bıkkınlığını layıkıyla ispatlayan protestoları video sanatı estetiğine yaslanarak yansıtıyor.

Onbinlerce insanın öfkesi, coşkusu, isyan duygusu perdeden taşarken, kabiliyetli sinemacı Jan Ciallella gayet objektif bakış açısıyla seyirciye unutulmaz bir görsel şölen sunuyor; dudaklarımızdan eksik olmayan tebessüm de cabası.

Murat Türker’in yazısı