Eski Milli İstihbarat Teşkilat (MİT) görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevindeki ölümüyle ilgili soruşturmada ‘Kurtlar Vadisi Pusu’ dizisine inceleme başlatıldı. Gerekçe, örgütsel propaganda iddiaları.

Kozinoğlu’nun 2011’de Ergenekon soruşturmasından tutukluyken Silivri Cezaevi’nde ölmesine ilişkin soruşturma sürüyor.
Silivri başsavcılığı, 13 Eylül’de ‘Kurtlar Vadisi Pusu’ adlı dizinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan’ı ifadeye çağırmıştı. Senaristler, bir gün sonra ‘bilgi sahibi’ sıfatıyla savcılığa ifade verdi.
Dizide Kaşifoğlu karakteri
Dizinin 123’üncü bölümünde ‘Kazım Kaşifoğlu’ adıyla diziye dahil edilen MİT görevlisi karakterin, gerçekte Kozinoğlu’nu anlattığı öne sürülmüştü. Dizide Kaşifoğlu karakteri cezaevinde spor yaptıktan sonra fenalaşıyor. Ardından ‘Kara’ isimli karakterin Kaşifoğlu’nun koluna şırıngayla bir şey enjekte edip öldürüldüğü görülüyor. Bu ölüme daha sonra kalp krizi süsü verilmiş.
Raci Şaşmaz müdahale iddialarını reddetti: Dizi kurgu, karakterler hayal ürünü
Senarist Raci Şaşmaz ifadesinde dizinin kurgu, karakterlerinse hayal ürünü olduğunu söyledi. Senaryoya müdahale iddialarını reddeden Şaşmaz, özetler şunları söyledi:
“Şiddet kampanyası diziyi itibarsızlaştırmak, aileleri korkutarak ekran başından uzaklaştırmak için uygulanırken, ‘bilgi ve belge alıyorlar’ iddiası dizinin başarısını gölgelemek için vurgulandı. Bu açık iftiraya 20 yılda çeşitli kereler cevap verildi. Bir kez daha verelim, legal ya da illegal hiçbir güç ya da suç odağıyla irtibatımız yoktur, olmamıştır.
Kurtlar Vadisi toplumun fotoğrafını çeker ve açık kaynaklardan yararlanarak bunları drama gücüyle izleyicinin anlayabileceği bir formata getirip kamuoyuna arz eder.
‘Kaşifoğlu’ karakteri istihbarat içi çatışmaları anlatmak için yaratıldı, hikayesi bittiğinde ise dizide öldürülerek başka karakterlere ve konulara geçildi. Dizideki karakterin ölümü konunun bitimini ifade eder. Gerçek hayatla ilgisi yoktur. Şöyle ki, ‘İskender Büyük’ karakteri de dizide ölmüş ama o karaktere ilham verdiği söylenen gerçek kişiler hayattadır.
Bu tamamen dizi kurgusudur. Hayal ürünü karakterlerin birleşiminden oluşur. Birinin ölümünü önceden bilme ihtimalimiz yoktur. Ayrıca sosyal medyada ‘FETÖ’cü Ali Fuat Yılmazer’in senaryoya müdahale ettiği’ne dair iddialar dolaşıyorsa da bu haberler tamamen iftiradır. Ali Fuat Yılmazer’i tanımam, herhangi bir ilişkim olmamıştır.
Dizide kullanılan araçların plakalarına müdahil olmamız da söz konusu değildir. Her bölümde onlarca araç kiralanarak kullanılır ve o yıllarda plakaları değiştirmek adeti de henüz yaygın değildir. Yine sosyal medyada ‘Hasan Atilla Uğur’un senaryoya müdahale ettiği’ne dair iddialar dolaşıyorsa da bu haberler de tamamen asılsızdır.
Diyarbakır’da jandarma bölgesinde yapılan çekimler esnasında jandarmadan izin almamız gerekiyordu. Osman Sınav, Hasan Atilla Uğur’la bu vesileyle tanıştı. Osman Sınav’la Hasan Atilla Uğur arasında dostluk ilerledi, sık görüşüyorlardı. Bu vesileyle ben de Hasan Atilla Uğur’la tanışmış oldum ancak hiçbir zaman benim kendisiyle bireysel bir ilişkim olmadı.
Osman Sınav zaman zaman senaryo konusuyla ilgili fikir ve tavsiye vermek istedi ancak sakıncalı olduğunu düşündüğümden dolayı izin vermedim. Bu talebini kabul etmediğim için bana gelip tehdit aldığını, çocuklarının olduğunu ve bu işi bırakıp bana devretmek istediğini söyledi. Diziden ayrılışı bu şekilde olmuştur.
Kurtlar Vadisi’nin ya da Pana Film’in YouTube hesabıyla bir alakam yoktur. Sosyal medyada YouTube hesabından yapılan düzenlemeye ilişkin yapılan haberler büyük ihtimalle fake hesaplar tarafından yapılmıştır. Bizimle bir ilgisi yoktur.
Kaldı ki Kurtlar Vadisi Gladio ve Kurtlar Vadisi Filistin filmleriyle FETÖ’cü örgütlenmenin çok rahatsız olduğu iki film yapılmış, devletin bu habis yapıyla mücadelesi açık bir biçimde desteklenmiştir. Ben şahsen de 15 Temmuz gecesi Çengelköy’de FETÖ’cü teröristlerle çatışmış, Silivri’deki davalara müdahil olarak katılmış, sanık Mürsel Çıkrıkçı’yı ve diğer FETÖ mensubu teröristleri teşhis etmiş biriyim. Bu FETÖ’cü teröristlerle birlikte anılmayı zul sayarım.”
Ne olmuştu?
Kozinoğlu, 2011’de Ergenekon davasından tutuklu yargılanırken 12 Kasım 2011’de cezaevinde hayatını kaybetmişti. Ölüm nedeni daha sonra kalp krizi olarak açıklansa da zamanında doğru müdahale yapılıp yapılmadığı, zehirlenme iddiaları tartışma konusu olmuştu.
2012’de ölümüyle ilgili soruşturmada kamera kayıtları, tıbbi belgeler incelenmiş; cezaevi personeli dahil koğuş arkadaşları ve eşinin ifadeleri alındıktan sonra takipsizlik kararı verilmişti.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, 7 Eylül’de dosyanın yeniden incelendiğini ve takipsizlik kararının bozulduğunu duyurdu.
Aynı gün (7 Eylül) Silivri başsavcılığınca başlatılan soruşturmada olay tarihi cezaevinde görevli 10 kişi gözaltına alındı. 10 Eylül’de bir kişi tutuklandı, dokuzuysa adli kontrolle serbest bırakıldı.
10 Eylül’de biri muhabir, biri kameraman ve yedisi sağlık çalışanı dokuz kişi daha gözaltına alındı. Bu kişilerden üçü tutuklandı. Tutuklananlardan biri de gazeteci Selahattin Günday.
Soruşturmada dört kişi tutuklu; hakkında adli kontrol uygulanan kişi sayısıysa 13.
12 Eylül’de Kozinoğlu’nun mezarı açıldı. Üç adli tıp uzmanı, bir kimyager ve bir otopsi teknikerinin katıldığı çalışmada mezardan kemik, toprak ve diğer örnekler alındı.
Adli Tıp Kurumu’na gönderilen örnekler, cezaevinin kamera görüntüleri, 112 kayıtları ve hastane belgeleriyle beraber değerlendirilecek.
Ardından Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulu, Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin mütalaa hazırlayacak. Amaç, Kozinoğlu’nun kesin ölüm nedenini ve ölümde kişi veya kişilerin bir müdahalesinin bulunup bulunmadığını belirlemek.