70’ine yaklaşan emekli vatandaş da her bir birey gibi ömrünün geri kalan yıllarında, sağlıklı ve refah içinde ekonomik sıkıntılarla mücadele etmek zorunda kalmadan, temel asgari düzeyde insanca bir yaşamı hak etmiyor mu?
Emekliyi sabahın 4’ünde kirasını ödemek, çocuklarının da maaşı yetmeyince, torunlarına da bakmak, mutfakta bir tencerede sıcak çorba pişsin diye yetmeyen emekli maaşıyla, bir ayı bile geçiremediği için çalışmaya mecbur bırakılmayacak bir yaşam mümkün olabilir mi?
Yıllar içinde umutla yaşamının geri kalanında biraz nefes almak umuyla, iş hayatında prim ödeyerek ömrünü veren emekliye, sosyal ve ekonomik refah düzenlemesi yapılabilmesi hayati bir önem taşıyor. Emekli, ağır yaşam koşulları içindeki bir gününü anlatırken yutkunuyor ve sözler boğazında düğümleniyordu. Anlatacak çok şeyi vardı elbette ama sükuneti tercih etmişti.
Emekliye reva görülen bu yaşamın yerine, kalıcı bir refahı mümkün kılacak yeni bir projenin hayata geçirilmesi, kaygı ve endişenin yerine mutlu bir geleceği inşa edebilecektir. Söylenecek çok şeyi olan ama susmayı tercih eden emekliyi görünce alkıma Halk ozanımız Aşık Mahsuni Şerif’in bestesindeki şu dizeleri geldi:
“Yoksulun sırtından doyan doyana
Bunu gören yürek dayana
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
Bilmem söylesem mi söylemesem mi”
Emeklinin de söyleyeceği her sözün hayat bulması dileğiyle…!