Enver Şat: Emeğin ve bilginin üzerindeki sınıfsal ipotek bin yıllardır kalkmadı

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Antik Atina’da özgür bir yurttaş olan Platon okul kurup düşüncelerini öğretiyordu. Roma’da ise köleleştirilmiş eğitimli insanlar, varlıklı ailelerin çocuklarına öğretmenlik yapıyordu. Aynı bilgi, o bilginin sahibine aynı özgürlüğü sağlamıyordu.

Hierapolisli Epiktetos da yaşamının bir bölümünü köle olarak geçirdi. Özgürlüğünü kazandıktan sonra felsefe öğretmeni oldu. Livius Andronicus ise kölelikten özgürlüğe uzanan yaşamında öğretmenlik yaptı, Homeros’un Odysseia destanını Latinceye çevirdi. Bir toplumun çocuklarını yetiştirecek, kültürünü geliştirecek bilgiye sahip olmak, ne yazık ki insanın köleleştirilmesini önlemeye yetmiyordu.

Eğitime ulaşmak o zaman da eşit değildi. Ailenin olanakları, çocuğun hangi seviyeye kadar okuyabileceğini belirliyordu. Varlıklıların çocukları öğrenimlerini ilerletirken geçim derdi başkalarını erken yaşta çalışmaya yöneltiyordu.

Kölelik biçim değiştirdi, mülkiyet ilişkileri başkalaştı. Ancak emeğin ve bilginin üzerindeki sınıfsal ipotek bin yıllardır kalkmadı. Dün okullar açıldı. Peki, eğitimin çevresindeki o görünmez duvarlar bugün ne kadar aşılabildi?

Bugün aynı devlet okulunda kadrolu, sözleşmeli ve ders ücreti karşılığında çalışan öğretmenler var. Aynı derse giriyor, aynı çocuklara emek veriyorlar. Ancak çalışma koşulları, güvenceleri ve hakları aynı değil.

Sözleşmeli öğretmenin aylığı ve sosyal hakları var ama statüsü ve koşulları kadrolu öğretmenle aynı değil. Ders karşılığı çalışanın geçim ve güvence sorunu daha da ağır. Kadrolu öğretmenin aldığı ücret de dört kişilik aile için hesaplanan yoksulluk sınırının çok altında. Ders karşılığı çalışan ise görevlendirilmesine ve ders saatlerine bağlı bir gelirle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Öğrencisinin geleceğini hazırlarken kendi geleceğini planlayamıyor. Geliri, dört kişilik ailenin açlık sınırının bile altında kalıyor.

Elbette bugünün öğretmeni hukuken köle değildir. Ama insanın emeğini geçim zorunluluğuyla ucuzlatan, yarınını belirsiz bırakan düzen, köle öğretmenleri hatırlatıyor. Bilgisinden yararlanılan insana, o bilginin gerektirdiği değer ve güvence verilmiyor. Oysa bir öğretmen geçim derdini değil, sadece mesleğini ve öğrencisine nasıl faydalı olabileceğini düşünmelidir.

Enver Şat’ın yazısı