Zeynep Gürcanlı: Türkiye'nin 'oyun kurucu' olma hevesi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

ABD Başkanı Donald Trump’ın da her fırsatta övgüsünü alan Türkiye’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da “oyun kurucu” olma hevesinin, ülkeyi yeni risk alanlarıyla karşı karşıya getirdiği de açık. Mekke anlaşması Ankara’ya yeni diplomatik fırsatlar sunarken aynı zamanda İran ile ilişkiler açısından da alarm veriyor.

ABD/İsrail savaşında İran’ın hedeflerinden olan Suudi Arabistan’a gönderilecek her Türk savaş uçağı, her Mehmetçik, doğrudan hedef olma riski taşıyor. İran’ın doğal hedefi haline gelmemek için, başta Suudi Arabistan olmak üzere, Arap Körfezi’ndeki tüm üslerini teker teker boşaltıp, askerlerini çeken ABD’nin yerini Türkiye’nin alması, Washington’un taşıyamadığı riskleri Ankara’nın üstlenmesi anlamına gelebilir.

Sadece bu kadar da değil; İran savaşı boyunca Türkiye -kimin attığı bir türlü belirlenemeyen ve havada etkisiz hale getirilen birkaç saldırı füzesi hariç- hiç hedef olmadı. Ancak yeni “oyun kurucu” yaklaşımın Tahran yönetimi tarafından “düşmanca” algılanması riski, Türkiye topraklarının da hedef haline gelmesi ihtimalini doğurabilir. Ortadoğu’da denge her bozulduğunda yaşanan savaşlar ve kayıplar hala hafızalarda.

Türkiye’nin kurduğu ortaklıklar ile “nüfuz alanını genişletmeye çalıştığı” ortada.

Ancak bölgesel güç olmanın gerçek sınavının nüfuz kazanmak değil, artan riskleri yönetebilmek olduğu da unutulmamalı.

Türkiye bugün aynı anda Libya’daki dengeleri gözetmek, Gazze krizinde aktif diplomasi yürütmek, Kızıldeniz’de güvenlik sorumlulukları üstlenmek, Körfez ortaklarıyla koordinasyonu sürdürmek ve Doğu Akdeniz’deki rekabeti yönetmek zorunda.

Zeynep Gürcanlı’nın yazısı