Türkiye’de e-ticaret artık yalnızca alışveriş alışkanlıklarını değiştiren bir sektör değil; sermaye birikiminin en hızlı büyüyen alanlarından biri. Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında e-ticaret hacmi 4.57 trilyon liraya, işlem sayısı ise 5.94 milyara ulaştı. Trendyol ise 40 milyondan fazla müşteriye ve 250 binden fazla satıcıya ulaştığını açıklıyor.
Bu rakamlar çoğu zaman dijital ekonominin başarı hikayesi olarak sunuluyor. Oysa bu büyümenin görünmeyen bir tarafı var. Çünkü milyarlarca liralık bu hacim, depolardan transfer merkezlerine, dağıtım şubelerinden kuryelere kadar uzanan devasa bir emek organizasyonu üzerinde yükseliyor.
Bu nedenle platform ekonomisini yalnızca teknoloji üzerinden okumak eksik kalır. Asıl değişim, emek sürecinin örgütlenmesinde yaşanıyor. Bir zamanlar aynı fabrikanın çatısı altında yürütülen işler bugün depolar, transfer merkezleri, taşeron şirketler, çağrı merkezleri ve dağıtım ağları arasında bölünmüş durumda. Ancak bu parçalanma üretimin parçalandığı anlamına gelmiyor. Tersine, bütün süreç tek bir dijital organizasyon içinde yeniden kuruluyor.
Platform kapitalizminin ekonomik gücü de tam burada ortaya çıkıyor. E-ticaretin büyümesi yalnızca daha fazla ürün satılması anlamına gelmiyor; sermayenin dolaşım maliyetlerini azaltması, stok sürelerini kısaltması ve metayı daha kısa sürede yeniden pazara sunabilmesi anlamına geliyor. Rekabet, ürünün ne kadar hızlı dolaşıma sokulduğu üzerinden kuruluyor.
Bu nedenle platform kapitalizmini anlamanın yolu ekranlara değil depolara; mobil uygulamalara değil çalışma ilişkilerine bakmaktan geçiyor. Bugünün asıl dönüşümü teknolojide değil, emeğin örgütlenme biçiminde yaşanıyor.