Meclis sıralarından geçen her yasa gibi, bu metnin de gerçek hayatta karşılık bulup bulmayacağı, kâğıt üzerindeki maddelerden ziyade Türkiye’nin genel demokratik mimarisiyle ne kadar uyumlu olduğuna bağlı. Tam da bu noktada temel bir soruyu sormak zorundayız: Kapsamlı bir genel demokratikleşme iradesi sergilenmeden, yalnızca belirli bir çerçeve yasayla toplumsal bütünleşme sağlanabilir mi?
Kutuplaşmayı yasa maddeleri değil, özgürlükler çözer. Toplumsal bütünleşme, yukarıdan aşağıya doğru kanun maddeleriyle dikte edilebilecek, idari metinlerle sipariş edilecek bir durum değildir. Bir toplumda dayanışma duygusunun yeşerebilmesi için öncelikle bireylerin adil bir düzende yaşadıklarına, seslerinin duyulduğuna ve haklarının güvence altında olduğuna inanması gerekir.
Bugün Türkiye’de toplumsal dokuyu zedeleyen temel sorun, mevzuat eksikliğinden çok, demokratik alanın daralması ve kurumsal güvenin zedelenmesidir. İfade özgürlüğünün sınırlarının daraldığı, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının fiilen kullanılamaz hale geldiği, yargı bağımsızlığına dair tartışmaların bitmediği bir vasatta kabul edilen hiçbir bütünleşme yasası, beklenen toplumsal rızayı üretemez.
Çerçeve Yasa, adı üstünde yalnızca bir dış hat çizer. Fakat o çerçevenin içine konulacak tablo; hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü ve çoğulcu demokrasi ilkeleriyle boyanmadığı sürece duvarda boş ve anlamsız bir ahşap parçası olarak kalmaya mahkûmdur.