COP31, iklim krizine çözüm aranan küresel bir zirve değil de sanki Paris Moda Haftası. Valizler hazırlanıyor. Antalya’ya gideceklerin listesi kabarıyor. Cemiyetin önde gelenleri, LinkedIn uygarlığının bembeyaz yakalıları, yukarı mahalleden onlar bunlar.
COP zirveleri başlangıçta ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelede ortak karar aldığı teknik müzakere platformlarıyken şimdilerde sadece çevre bakanlarının değil, liderlerin, küresel CEO’ların, STK’ların ve finans kuruluşlarının buluştuğu dev diplomasi sahnesine dönüştü.
Paris’te yaklaşık 30 bine yakın kişinin mücadele verdiği COP ölçeği, Dubai’de 80 bin kişiye yakın katılımcının katıldığı dev bir organizasyona dönüştü. Avrupa Komisyonu İklimden Sorumlu Komiseri Wopke Hoekstra’ya göre “son COP sonuçları bilimin gerektirdiği hızın gerisinde. Artık daha küçük ve daha hızlı hareket eden “istekliler koalisyonlarına” ihtiyaç var.”
İklimin artık daha fazla konferansa değil uygulamaya, davranış değişikliğine, kolektif çabaya, yasaya ihtiyacı var. İklim inovasyonunun gerçek laboratuvarı tarlalar, fabrikalar, şehirler ve hayatın kendisi. Bu anlamda hepimiz COP31’e gitmek zorunda değiliz.
Eğer gidişimiz iklimle ilgili bir sorunu iyileştirmeyecekse, inovatif bir çözümümüz yoksa Antalya’ya gelmek yerine bulunduğunuz yerde değişimi yaratmaya odaklanabiliriz.