Özgür Özel'e haksızlık ediliyor
Ö

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

23 Kasım 2025’teki yazım ‘CHP’ye haksızlık ediliyor’ başlığını taşıyordu. Dokuz ay sonra, okuyacağınız yazıya ‘Özgür Özel’e haksızlık ediliyor’ başlığını koydum. Çünkü arada, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş işler oldu; ana muhalefet partisinin başına önceki genel başkan-yönetimi oturtuldu, bu sayede CHP iktidar blokunun parçası haline getirildi, Özgür Özel ve taraftarı vekiller partisiz kaldı, yeni bir parti kuruldu, adı YENİ Parti oldu. İki yazımının başlıkları arasındaki fark dahi her bakımdan olağanüstü zamanlardan geçtiğimizin kanıtı.

Yiğit Özgür’ün nefis karikatürlerinden birinde, bir adam yanındakinin bacağına ateş eder, yaralanan kişi telaşlı bir ifadeyle “Ay! İhsan abi napıyosun ya?!” der, boş gözlerle bakan İhsan abi de, “Ortam çok gergin Fuat bilmiyorum… herkes çok gergin…” yanıtını verir. Şu sıralar ahali İhsan abinin ruh haline bürünmüş durumda.

Two burly men argue; the left shouts with arms flailing as the right points a pistol. Speech bubbles read: 'İhsan abi napıyosun ya?!' and 'Ortam çok gergin, fuat biliyorum... herkes çok gergin.'
Karikatür: Yiğit Özgür

Dün, YENİ Parti yönetimi bir karar verdi ve Özgür Özel idaresi milletvekillerini yasanın oylanmasında serbest bıraktı. Yönetim ‘Evet’ diyecek, vekiller serbest. Bu durumda vekillerin çoğunun Özel’in yanında olması iyi-doğru olurdu kuşkusuz, ancak YENİ Partili 54 milletvekili ‘Hayır’ oyu kullandı. ‘Taban’ın hassasiyetini gözettiklerini dile getirdiler. Bu ‘Hayır’ oyu tabanın tepkisini mi yansıtıyor, yoksa milletvekillerinin kendi kanaatleri ve endişelerin mi, bunu tam anlamıyla bilmek mümkün değil.

YENİ Parti ‘Evet’ oyu verip bunu gerekçelendirebilirdi. YENİ Parti ‘Hayır’ oyu verip bu tercihi de gerekçelendirebilirdi. Bir seçenek de ‘serbest’ bırakmaktı ve üçüncü yol tercih edildi.

Evet ya da hayır tercihlerinin makul gerekçeleri olabilirdi. ‘Hayır çünkü yetmez’ seçeneği, güçlü bir demokratikleşme çağrısı ve adam akıllı bir programın eşliğinde kitle desteği bulabilirdi. ‘Hayır’ oyu kullanan Kayıhan Pala’nın İrfan Aktan’la söyleşisini buraya bırakıyorum. Buna mukabil, her ihtimal bir ihtimaldir ve tercih edilenin sonucunu öngörmek ancak falcılıkla mümkün olur. Keşke geleceği görme yeteneğim olsaydı, yok ne yazık ki. Özgür özel yönetimi, eleştirileri göze alarak milletvekillerini bağlayacak bir karar almamayı seçti. Çok da fena bir yol olmadı bu.

YENİ Parti’nin ilk büyük sınavında ‘çaktığını’ düşünenler olduğu gibi, destek verenler de var. Bazen birden çok görüşe hak veriyor insan, Gencebay’ın şarkısında olduğu gibi, “Bence sen de haklısın” dedirten anlar var. Bu da benim için öyle bir an.

Özgür Özel’in durumunun hiç kolay olmadığını yazdım geçen yazıda ve hâlâ aynı kanıdayım. Düşüncem, Özgür Özel’in bu sınavdan çakmadığı, kendisi, partisi ve ‘yasa’ hakkında makul olabilecek kararlardan birini verdiği yönünde. Ayrıca ‘Özel’in ilk büyük sınavı’ ifadesini de doğru bulmuyorum. Yeni bir parti kurmak zorunda kalması neden büyük bir sınav değil, örneğin. Ya da, onca miting düzenleyip milyonlarca yurttaşı alanlarda toplayabilmesi? Sınav takvimini ve sınavların ağırlığını belirleyen kim?

Son hafta olup bitenleri göz önünde bulundurup birkaç konuya değinmek istiyorum:

Birincisi… ‘Yasa’yı prensip olarak destekleyenler, bazı bakımlardan anayasaya aykırı ve ceza hukukuna ilişkin sorunlar barındırdığı iddiasını neredeyse hiç umursamadı. Bu durum, anayasaya sadakat konusunun yalnızca iktidar değil, muhalifler bakımından da önemini kaybettiğini gösteriyor. Üzüm üzeme bakarak, diyelim.

İkincisi… Bu metin eninde sonunda bir yasa. Çoğu Kürt’ü, Türk’ten daha çok rahatsız eden ve nasıl uygulanacağını henüz görmediğimiz bir yasa. Bana kalırsa bu işi ancak bu iktidar ‘bloku’, ‘Türk-İslamcılar’ yapabilirdi; sol-sosyal demokrat bir iktidar girişse cümlesini katrana bularlardı. Bu yüzden, atılan her adımın gelecek iktidarın elini-işini kolaylaştırdığı kanısındayım. Vahim olan, süreci başlatanların ideolojisinin sınırının ‘çoğulcu demokrasi’ oluşu. Bir başka söyleyişle, bu adımları atacak güce sahipler, ancak diğer adımları atmaktan yana değiller. Burada, tarihin sürprizlerle dolu olduğunu, bir işi yapanın umduğu sonucun onun niyetiyle uyumsuz olabileceğini hatırlatmakta yarar var.

Üçüncüsü… İktidar eleştirisi yapanların, o iktidarın sınırında durduğu ‘çoğulcu demokrasi’ için yapabilecekleri, yapması gerekenler. Tekrar ve tekrar: “Ben demokratım” diyen birine, “Demokrasiden ne anlıyorsun, şu konudaki önerin nedir?” sorusunu yöneltmekte yarar var. Doğumla kazanılan bir demokrat vasfı yok ne yazık ki. Konuyla ilgili, örneğin, “İktidara ve yasaya karşısın, peki, anadilde eğitim hakkı konusunda ne düşünüyorsun?” sorusu fena olmaz. Bana kalırsa bu sürecin bir hayırlı yanı, Mansur Yavaş’ın yayınladığı metinde ‘Kürt meselesi’ ifadesini kullanması oldu. E varmış demek ki! Diyeceğim, iktidar karşıtlığı iktidardan ‘daha geriye’ düşüldüğünde şımarıklıktan ibaret kalıyor. İktidar, ancak onun önerdiği çerçevenin yetersiz bulunup genişletilmesiyle zorlanır ve bir şey başarılacaksa bu yolla mümkün. Tutarlı bir söyleme, ilkelere, programa dayalı ve halkla yakın temas halinde siyaset; ‘gelişine vurarak’ bir yere kadar.

Dördüncüsü… Her evet-hayır tartışması ‘bir örnek’ olmayan insan ve kurumlarca yürütülüyor, hep olduğu-olacağı gibi. Evetçiler de hayırcılar da bir değil. ‘Yasa’yı farklı gerekçelerle destekleyen ya da karşı çıkan çok insan var. Herkesin aynı torbaya konulması ‘söz’ü baştan boğar ve değersizleştirir. Birbirini işitmeyen öfkeli insanların bağırtısından olumlu bir sonuç çıkmaz. Geçmişte bunun örnekleri yaşandı. Nüans önemlidir ve hayat-ilişki kurtarır. Dinlemek çoğu zaman konuşmaktan daha büyük marifet.

Beşincisi… hayat ve ülke sosyal medyada sinir krizi geçirenlerden ibaret değil. Sosyal medya kuşkusuz önemli, ancak ‘halk’ orada yaşamıyor. Örneğin, bir süredir internette farklı platformlarda karşıma çıkan ve ‘siyaset bilimci’ titrini kullanan kimi yorumcular bende, dar bir kaldırımda yürürken birdenbire ensemde rüzgarını hissettiğim skutır kullanıcısının neden olduğu tedirginlik hissini uyandırıyor. Gergin, mütemadiyen had bildiren, olabilecek en keskin sözcükleri tercih eden, geleceği görme yetisine sahip ve tam olarak neye öfkenlendiklerini anlamakta zorlandığım yeni sürüm münevver. Oysa, yazan ve konuşan herkesin görüşü, eninde sonunda görüşlerden bir görüş. Birkaç kişi yararlı bulur ya da bulmaz, hepsi bu. Hiçbirimiz çok önemli insanlar değiliz. ‘Kibir’ sigara gibi bir şey, biliyorum bırakması kolay değil ancak son derece zararlı, içene de çevresine de.

Altıncısı… ısrar etmek gerekiyor; akıllı başında, demokrat, özgürlükçü ve vicdan sahibi yurttaşın birbirine çok ihtiyacı var. Çeyrek yüzyılın ardından hiç olmazsa bunun anlaşılmış olması gerekir. Kendi kurumumdan bir örnek vereyim: Kapısından 38 yıl önce girdiğim Mülkiye’de, bir grup solcu arkadaşımız diğer grup solcu arkadaşımızın ‘doğru solculuk’ yapmadığını kanıtlamak için yıllarını tüketti ve sonunda bu iktidar fakültenin yaklaşık üçte birini ihraç ederek sorunu kökten çözdü! Bu trajik hal, hiç birimizin kaderi olmamalı.

Ezcümle, Özgür Özel eninde sonunda bir insan ve büyük baskı altında. Çok ağır bir durum. Yaşanan pek çok olumsuzluğun sorumlusu da değil. Eğer güncel tartışmadan söz ediyorsak, konunun toplumsallaşmamasında ciddi bir payı olduğu söylenemez. Halka anlatılmayan, açıklanmayan bir sürecin-yasanın beklenebilir sonuçlarını yaşıyoruz. Başta, bu konuda çaba harcamayan iktidar temsilcileri ve iktidarla iletişimi yeterli bulan DEM Partili siyasetçiler olmak üzere, olup biteni topluma anlatmak için parmağını oynatmayan bunca insanın elini yıkayıp TBMM’de hatıra fotoğrafı çektirerek bir köşeye çekilmesi ve Özgür Özel yönetiminin oylama tercihinin ağır eleştiriye maruz kalması, insafsızlık.

Özgür Özel ve yönetimi dün bir tercih yaptı, sonucunu yaşayarak göreceğiz. TBMM’deki konuşması da iyiydi. Ağzına sağlık.

Video önerileri:

  1. Mirgün Cabas, meslektaşımız ceza hukukçusu Timuçin Köprülü ile ‘yasa’ üzerine bir ‘hukuksöyleşisi yaptı. Öneririm.

Gençliğimizden bir karikatür anısı ‘Otisabi’nin çizeri Yılmaz Aslantürk’ün hikâyeleri artık ‘hareketli’ ve YouTube’da. Çok hoş bir fikir olmuş. Bilginize.