Diplomaların niceliksel artışı ile piyasada talep edilen nitelikli beceriler arasındaki uçurum her geçen gün derinleşmektedir. Ortalama ilk iş bulma süresi lisans mezunlarında 14 ayın, ön lisans mezunlarında ise 15 ayın üzerinde seyretmektedir.
İktisat literatüründe sürtünmeli işsizlik ve iş arama maliyeti olarak tanımlanan bu uzun bekleme süreleri, genç nüfusun üretime katılımını geciktirerek makro düzeyde ciddi bir beşeri sermaye kaybına ve atıl kapasiteye yol açmaktadır.
Daha da düşündürücü olan husus ise alan uyumsuzluğu (skills mismatch) problemidir. 2025 TÜİK verilerine göre lisans mezunlarının sadece %56,7’si eğitim aldığı alanla uyumlu bir işte çalışmaktadır. Sağlık ve hukuk gibi alanlarda bu uyum %80 seviyelerine yaklaşırken, sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında %20,6 gibi oldukça düşük bir seviyeye gerilemektedir.
Bu durum, Türkiye’deki üniversite kontenjan planlamasının piyasa gerçeklerinden kopuk olduğunu, ciddi bir “aşırı eğitim” (over-education) olgusunu göstermektedir.
Sonuç olarak, pandemi sonrası dönem Türkiye ekonomisine ve eğitim politikalarına ertelemeyeceği bir mesaj vermektedir: Niceliksel diploma ve üniversite sayısı artışı, niteliksel ve sürdürülebilir istihdam üretmeye yetmemektedir.
Enflasyonist baskıların, küresel rekabetin ve yapay zekâ dönüşümünün arttığı mevcut konjonktürde, beşeri sermaye verimliliğini artıramayan ve eğitim-istihdam uyumunu sağlayamayan bir ekonominin orta ve uzun vadede nitelikli büyüme patikasına girmesi mümkün değildir.