Yapay zekâ büyüdükçe, veri merkezlerinin elektrik iştahı da büyüyor. Bulut altyapıları, büyük dil modelleri, yapay zekâ uygulamaları ve kesintisiz dijital hizmetler daha fazla enerji talep ediyor. Bu nedenle teknoloji şirketlerinin yıllardır dile getirdiği “yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyoruz” iddiası artık daha yakından inceleniyor.
Bu noktada iki temel soru gündeme geliyor: “Bir şirket, yıl sonunda tükettiği elektrik miktarı kadar yenilenebilir enerji sertifikası satın aldığında gerçekten ‘temiz enerji kullanmış’ sayılır mı? Yoksa o elektriğin gerçekten tüketildiği saatte ve tüketildiği bölgede temiz kaynaklardan sağlandığını da göstermek zorunda mı?
Bir tarafta Google ve Microsoft var. Bu şirketler, şirketlerin enerjiyi tükettikleri yerde ve zamanda temiz enerjiyle eşleştirmesini sağlayacak daha ayrıntılı bir sistem istiyor. Diğer tarafta Meta, Amazon ve Salesforce gibi şirketler var. Bu şirketler, “etki muhasebesi” yaklaşımını destekliyor. Bu yaklaşıma göre yenilenebilir enerji yatırımları, şirketin elektriği nerede tükettiğinden bağımsız olarak, karbon azaltım etkisinin en yüksek olacağı kirli şebekelere yönlendirilmeli.
Başka bir deyişle bir taraf “temiz enerji iddiası tüketim noktasında ve saatinde kanıtlanmalı” diyor. Diğer taraf ise “iklim açısından en büyük fayda nerede sağlanacaksa yatırım oraya gitmeli” görüşünü savunuyor.