Türkiye kapitalizminin izlediği agresif büyüme stratejisi, son yıllarda yoğunlaşan mülksüzleştirme süreçlerini belirgin biçimde hızlandırdı. Bu bağlamda, çok sayıda kamu arazisi ve köylülere ait toprak, “acele kamulaştırma” mekanizması aracılığıyla sermaye birikim sürecine eklemlendi.
Akbelen’de, Varto’da ve farklı coğrafyalarda köylülerin tapulu arazilerini korumaya yönelik eylemleri; İkizköylü Esra Işık’ın tutuklanması ve “acele kamulaştırılan” alanlardan zorla yerinden etmeler, söz konusu sürecin toplumsal yansımalarıdır. Bu gelişmeler, sermaye birikimi sürecine dahil edilmemiş özel mülkiyet biçimlerinin mutlak bir dokunulmazlığa sahip olmadığını da açık biçimde gösterir.
Hakim “devlet projesi”, kamu politikalarının oluşumunu, kamu kaynaklarının tahsisini ve devlet aygıtının zor kullanımını belirleyen temel çerçeveyi oluşturur. Bu bağlamda, sermayenin temsiline dönüşen kamu kurumları ve kamu görevlileri, anayasallaşmış şiddet araçlarını belirli bir yönelim doğrultusunda seferber eder.
Buna göre, bir devlet projesinin sürekliliği, sermaye birikim rejimi ile düzenleme tarzı arasındaki uyuma bağlıdır. Sermaye birikiminin sürdürülebilirliği, hukuksal normlar ve kurumsal düzenlemelerle desteklenmek zorundadır; piyasa mekanizmasının işleyişi de ancak bu tür bir devlet müdahalesiyle mümkün hale gelir. “Acele kamulaştırma” da bu müdahale tiplerinden biridir.
Acele kamulaştırma uygulamalarıyla hız kazanan mülksüzleştirme dalgasının iktisadi ve hukuki temelleri, yukarıda çizilen çerçeve içinde anlam kazanır. Olağanüstü durumlarda hızlı müdahaleyi mümkün kılmak üzere tasarlanan bu mekanizma, Türkiye’de özellikle AKP döneminde “istisnai” bir uygulama olmaktan çıkarak “kural” haline gelmiş, yapısal bir politika aracına dönüşmüştür.