Aykut Gül: Hissedilen ve algılanan enflasyon

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) her açıkladığı enflasyon verisini toplumun bir ke­simi tepkiyle karşılıyor.

TÜİK, 81 ilin tamamında ve 239 ilçede TÜFE için fiyat derlemesi yapıyor. Her ay 45 bin civarında ko­nut ve işyerinden 972 madde çeşidi için 636 bin 640 adet fiyat derliyor.

Bu verilerin bir kısmı eli tabletli anketör­lerce, bir kısmı zincir marketlerin kasaların­dan geçen milyonlarca gerçek işlem arasından ve e-ticaret sitelerinden otomatik olarak sağ­lanan veriler şeklinde derleniyor ve uzman­larca analiz ediliyor. Ayrıca TÜFE sepeti de değişen tüketim alışkanlıklarına göre her yıl yenileniyor.

Peki, 81 ilden her ay, yarım milyondan faz­la fiyat verisini derlemesine rağmen, toplu­mun bir kesiminde bu rakamlara karşı neden bir direnç ve güvensizlik oluşuyor? Yoksa enf­lasyondan çokça canımız yandığı için mi aşırı tepki gösteriyoruz? Dilerseniz bunun neden­lerini tartışalım.

Güven tartışmalarının ötesinde, hissedilen ve algılanan enflasyonun yüksekliği de TÜİK’e tepkilere neden oluyor. Haftada bir semt pa­zarına, 2-3 güne bir markete giden, evde çoğu vaktini mutfakta geçiren insanımızın gıda enf­lasyonunu daha fazla hissetmesi de doğal.

Ezcümle; rakamlar ne söylerse söylesin, enflasyonla mücadeledeki başarı, ancak mut­faktaki algı ile tablodaki veri buluştuğunda hissedilecektir.

Aykut Gül’ün yazısı