İyi yemek yalnızca rezervasyonla ulaşılan bir ayrıcalık değil; özellikle toplu tüketim alanlarında, kamusal bir hak olarak düşünülmek zorunda.
Bu noktada, dünyanın en prestijli restoranlarından birinde baş şeflik yapmış bir ismin, bu sahneden bilinçli olarak inmesi önem kazanıyor. Dan Giusti, Kopenhag’daki Noma’nın mutfağının başında geçirdiği üç yılın ardından, gastronomi dünyasının kutsal kabul ettiği başarı tanımını sorgulayan nadir şeflerden biri.
Onunki bir kaçış hikâyesi değil. Ne tükenmişlik ne de hayal kırıklığı… Aksine, son derece net bir amaç sorgulaması. Giusti’nin kendine sorduğu soru basit ama son derece rahatsız edici: “Dünyanın gerçekten bir fine dining restoranına daha ihtiyacı var mı?”