Sıkı bir yazar ve yazarını anlayan oyuncularla karşılaşınca, tiyatronun tadına doyum olmuyor.
Seyirciye yaşadığı dünyanın vergisini ödeten bir oyunla karşılaştık.
‘Geleceğini Biliyorduk’ geçen yıl demir alıp perde açmaya başlayan Korunan Sahne’nin yeni oyunu…
Henüz ikinci yılına yeni başladıysa da aslında 40 yıllık bir deneyim…
1980’lerin başında tiyatroyla tanışan, bu toprakların entelektüel dokusunda var olan bir grup heyecanı genç insan, yaşça genç insanların da tiyatro ve sanatla nefes alabilmesi içi iki yıldan bu yana farklı işler üretiyor.
Sonuç geleceğe göz kırpan bir repertuar tiyatrosu!
On parmağında on marifetle yazıyorlar, dramaturjisini yapıyorlar, yönetiyorlar, oynuyorlar, dışarıda yaptıkları işlerle dünya çapında ödüller kazanırken kendi sahnelerinin işlerini yapmayı da ihmal etmiyorlar. Işık, efekt, ses, kocaman bir aile…
Yeni oyun ‘Geleceğini Biliyorduk’ Beckett’in bekleyişi, İonescu’nun çürümüş gerçeklik algısı, Bernhard’ın kusmuğun yarattığı tiksintisi; distopik bir evrenin enkazında yaşayan karakterlerle, oyun boyunca seyirciyi dünyanın hakikatine bakmaya çağırıyor.
Metnin kalbinde yıkım, çürüme, yokmuş gibi yapma, medya ve televizyonun damarları büzüştüren yüksek dozdaki uyuşturucusu var.
Dünya çökmüş…
Oyunun karakterleri bir enkazın altında…
Algı yok olmuş, anlayabilme, anlamlandırabilme eski dünyanın gölgelerinde kalmış…
Fakat metnin dili sahnede kanatlı kelebekler gibi uçuşuyor. Komik, saldırgan, yaralı ve bir lirizmle titreşerek seyirci koltuklarına kelime kelime dökülüyor.
Her replik bir travmanın sahnede günah çıkartması gibi… Suç düşüncesi, kokuşmuş gerçekliğin altında kalmışlık duygusu yaratıyor.
Metnin akılcı çelişkisi de burada yatıyor. Tebessüm ve acı aynı anda dökülüyor oyuncuların dudaklarından.
Yazar ve Yönetmen Okday Korunan, oyunculuğuyla da devlet tiyatrosu geleneğinden; diğer oyuncu Özlem Güveli’de yine aynı geleneğin başarılı oyuncularından. Her iki oyuncu da teknik becerilerini, esnek ve metne uyumlu bir yorumla destekleyerek, gerçek bir görsel sahne keyfi yaşıyor ve yaşatıyorlar.
Işıkların efendisi Önder Arık yıllardır Devlet Opera ve Balesi ile Devlet Tiyatro’sundan süzdüğü deneyimiyle Korunan Sahne’nin oyunlarına can vermeye devam ediyor.
Oyun boyunca metnin dilindeki tekrarlar, kelime oyunları ve absürd çağrışımlar, zihnin nasıl çürüdüğünü somutlaştırarak seyirciye karakterlerin yaşadığı gerçeklik kaybını gösterirken dilin kendisi tablolar boyunca gösterdiği enkaza, seyirciyi ortak ediyor.
Karakterler oyunda aslında birbirini duymuyor. Bu yalnızca dramatik bir tercih değil, varoluşsal bir teşhis… ‘Geleceğini Biliyorduk’ bize şunu fısıldıyor: Konuşuyoruz ama konuşamıyoruz. Duyuyoruz ama duyamıyoruz.
Oyunda televizyon dünyası motifinin adeta bir karakter gibi sahneye sızması; burun oynatan tatlı cadı, diziler, abuk subuk hikayeler ve prodüksiyon hileleri seyircinin yüzüne şu cümleyi sert biçimde çarpıyor: Gerçek artık yalnızca bir kurgu ve anlayamadığınız bir ekonomiyi yönetiyor ve ekonomi tarafından yönetiliyor.
Sonuçta gerçek ile oyun arasındaki sınırlar yok olurken şiddetin ve çürümüşlüğün artçı sarsıntılarıyla oyundaki karakterler parçalanıyor.
‘Geleceğini Biliyorduk’ modern Türk Tiyatrosu için cesur bir metin; metoforik yükü çok olmakla birlikte, oyunculuk olanakları geniş ve seyirciyi rahatsız ederken büyüleyen yapısıyla, sezonun en çok sözü edilenlerinden olmaya aday!
İzleme programınıza mutlaka alın.