İstanbul deyince önce ‘vapur’ gelir aklınıza. Elimiz, ayağımız, sevdiğimiz bir dostumuz, annemiz, babamız kadar ‘bizden’, yaşadığımız şehrin simgesi bu vapurlar.
İstanbulluların aşık olduğu bir kültürel simgeyi alıp, yerine bir hilkat garibesi koydunuz. İç mekanda insanları güzelim Boğaz havası yerine klimaya talim eden, ruhsuz, İstanbul’un kimliğinden uzak bu ‘tanımlanamayan yüzen obje’lere mecbur kalmak istemiyoruz.
‘Yeni vapur’ olarak sunulan bu taşıt yerin dibinde giden bir metro vagonu da olabilir. Altına tekerlek takın, karada da gidebilen bir tuhaf otobüse dönüşür. Deniz kültüründen, İstanbul kültüründen uzak, bu şehri hiç tanımayan bir ‘yabancı’ bu vapur.
Bu yeni vapurlarla İstanbulluları hayal kırıklığına uğrattınız. Kalbimizi kırdınız. Yüreğimizin derinliklerinde bizi bu şehre bağlayan simgelerden birini içimizden söküp attınız.
Vapurumuzu geri istiyoruz! İleride zarif vapurlarımızın hepsi emekli edildiğinde bu “yüzen kutu”lara mecbur kalmak istemiyoruz. Bunu İstanbullulara yapamazsınız.