'İnsan Avı: Usame Bin Ladin': Belgesel mi istihbarat operası mı?
'

Ayhan Tinin
Ayhan Tinin
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ‘Pupa Yelken Koçluk’ ve ‘Söz Gelir Yazı Olur’ kitaplarının yazarı. Yönetim danışmanı, senarist, oyuncu koçu, dramaturg.

Yağmurlu akşamlar belgesel izlemek için adeta biçilmiş kaftandır…

Hele saat dokuz-on olduğunda el ayak çekilen, uzaktan domuz ve çakal seslerinin geldiği bir köy gecesiyse yaşadığınız…

Tadı iyice kaçmış futbol maçlarının öncesi ve sonrasındaki ezberlenmiş cümleler de bir lezzet vermeyince; hikayesine iyice aşina olduğum bir meseleyi İnsan Avı: Usame Bin Ladin belgeselini izlemek için Netflix’i açtım.

Kolay izleniyor ama…

Belgesel, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD ve istihbarat teşkilatlarının Usame Bin Ladin’i yakalamak için yürüttüğü küresel avı ele alıyor.

Birçok arşiv görüntüsü, belgeselde anlatılanlara doğrudan katkı sağlamak için kullanılmış.

CIA’den eski görevliler, istihbarat analistleri ve askeri personelle görüşmeler de belgeselde önemli yer tutuyor.

‘İnsan Avı: Usame Bin Ladin’. Fotoğraflar: Netflix

Belgesel 2025 yapımı, üç bölüm. Mor Loushy ve Daniel Sivan’ın yönetmenliğini üstlendiği yapım kolay izleniyor.

Ancak zor bir soruyu bırakıyor izleyiciye: Bu belgeselin tarihsel hakikati anlatıldığı gibi mi?

Ya da başka türlü bakalım meseleye: Tarihsel gerçekliğe sadık bir anlatı gibi dursa da hakikati mi anlatıyor, yoksa kontrol edilmiş duygu yöntemiyle dramatize yapıya sarılmış, bir istihbarat operası mı?

İyisi mi biz hem bu belgeseli içeriğinden bağımsız olarak analiz edelim hem de belgesel sevdalılarına, bu alandaki yapımları izlerken kullanacakları pratik bir rehber sunalım. Bunun için yine ‘İnsan Avı: Usame Bin Ladin’ belgeselini örneklem olarak kullanalım.

İnsani ve şeytani

Belgesel ilk bölümünde seyirciyi yakalamayı, Beyaz Saray’ın bakış açısına çekmeyi beceriyor.

Kamera ve kadraj olarak ilk bölümde ikiz kuleler saldırısı, Afgan dağları ve stepleri, sürece ilişkin haritalar var. Bu görüntülerde seyirci sürekli yukarıdan, adeta bir dronun gözüyle bakıyor. Bu dünyada her yeri gören, bilen ve kontrol eden bakış açısındayız mesajını alıyor, gücün kimde olduğunu bir kez daha hatırlıyor.

Röportajlar ise genellikle istihbaratçı kişilerle, yakın plan yüz ya da göğüs çekimleriyle loş, arka planın iyice flu olduğu ve tek ışık kaynağı kullanılan ortamlarda çekilmiş. Hikâyenin gizli kahramanlarıyla tanışıyoruz. Onlar dünyayı kurtaran gölgedekiler…

Montaja gelince 3-5 saniyelik hızlı kesmelerle gerilim sürekli tırmandırılarak limbik sistemlerimiz iyice etkiye açık hale getirilirken sözgelimi “Bu sefer elimizden kaçamayacak” cümlesiyle Pentagon arşiv görüntüleri ya da Afganistan’da ağlayan bir çocuğun görüntüsü ve hemen ardından bir CNN haberi… Bu montaj ‘Duygularını biz kontrol ediyoruz ama yargıyı sana bırakıyormuş gibi yapıyoruz’ diyor.

Filmin içindeki gizli kahramanlar, izleyeni zekice kurgulanmış cümlelerle taraf seçmeye zorluyor. Sözgelimi “Her sabah kalktığımda ilk işim çay demlemek değildi… Uydu görüntülerine bakar ve onun hayatta olup olmadığını merak ederdim.” Veya “Eşim ‘Senden başkası yapsın’ dedi. ‘Hayır’ dedim orada Afganistan’da olmalıyım çünkü başka türlü yapamam.’

Av ve avcı çok net… Biri çok insani, diğer çok şeytani…

Oryantalist yaklaşım

Belgeselin ikinci bölümü daha çok Usame’nin nasıl ölümün gölgesine dönüştüğünü anlatıyor. Psikolojik yapısı, çocukluk travmaları, aile servetinden gelen gücü…

Bu tarz anlatıların hepsi tamam da ya dünyanın o bölgesindeki konjektürel, siyasi ve radikal nedenler? Bir şey farkında olmadan öğretiliyor… Tarihsel bir süreç değil, kader aslında…

Bu bölüm çok romantik işlenmiş ve tam bilinçaltına yönelik bir oryantalist yaklaşımla, zihinde fotoğraflar oluşturuyor.

Call of Duty estetiği

Üçüncü bölüm Usame’nin yakalandığı sürece odaklanmış ve tam bir Call of Duty (bir dijital oyun) estetiğiyle çekilmiş. “Keşke ben de bu operasyonda olsaydım” diyorsunuz.

Sürekli omuz kamerası, night vision efektille infrared gerçekliği; adeta bir gerçekçilik fetişizmi içindeyiz.

Usame’nin ölümünü görmüyoruz ama görevini tamamlamış askerlerin derin nefes alışlarını duyuyoruz. Görevlerini yapmış kahramanlar; dünyanın her yerinde, her zaman olduğu gibi…

Keyifli ve manipülatif

Sonuçta bu belgesel içindeki taraflardan birinin haklılığı ya da haksızlığı üzerine değil bu yazı… Belgesel olduğunu iddia eden yapımda, doğru bir teknik ve dramatik kontrolle duygular nasıl kontrollü bir silaha dönüştürülür, nasıl belgeler kaybolur; bunun kodları görüntülerin arasında yeterince var.

Her belgesel’i izlerken seyirci şu soruları unutmamalı:

İçerikteki her iddia; kaynaklı mı, tanıklı mı, yorum mu?

Montaj ritmi nasıl? Gerilim ne zaman artırılıyor ne zaman kesiliyor?

Ve bu hikâyenin dramatik yapısında hangi ses eksik?

Anlatıcı kahramanlaştırılıyor mu, yoksa yalnızca tanık mı?

İnsan Avı: Usame Bin Ladin‘, keyifli bir izlence olsa da manipülatif yapısı da gözden kaçmamalı.

Mutlaka izleyin, mutlaka…

Modern belgesel teorisyenleri Nichols ve Renov; teorik çerçevede belgesellerde yapılan deformasyonları şöyle tanımlar:

  • Dramatik yapı: Belgesel, olayları kronolojik ve mantıksal bir biçimde değil, gerilimi maksimize edecek şekilde kurgular.
  • Görsel ve işitsel yönlendirme: Kamera açıları, ışık, renk paleti ve ses tasarımı, izleyicinin duygusal tepkisini belirler.
  • Selektif arşiv kullanımı: Hangi belgelerin, röportajların veya görüntülerin seçildiği, anlatının ideolojik tonunu belirler.
  • Gaslighting potansiyeli: İzleyiciye ‘gerçeklik‘ sunulduğu iddiası, aslında manipülasyonu gizler; belgesel bir ‘algı operasyonu‘ haline gelebilir.

Kısaca bu radikal anlatı biyografik ve dramatik; yapısal, politik ve sosyo-ekonomik bağlam ihmal edilse de haklılık haksızlık tartışmalarının dışında, izleyiciye nereye ve nasıl bakması gerektiğini öğreten bir ders niteliğinde. Mutlaka izleyin, mutlaka…

Belgeselin ‘gerçeği anlatmak için değil, gerçeği biçimlendirmek için’ üretildiği söylenebilir. Bu nedenle yapım izlenmeli fakat ‘bilgi kaynağı‘ olarak değil ‘ideolojik metin‘ olarak okunmalı.