Şeyh Said isyanından neredeyse 100 yıl sonra hala ‘Kürt sorunu’nu tartışıyorsak ve ‘Laiklik’ hala içeriği tartışılan bir kavram ise, demek ki yasaları değiştirmekle veya AB’ye üye adayı olmakla da, bir anda ‘Ortadoğululuk’tan çıkmak mümkün değildir.
Bu açıdan baktığınızda ‘Değişime direnmek’ de Ortadoğu’nun belki sorunu, belki de hakim özelliğidir. Bunun yanında Ortadoğu’da özeleştiri yapıp “Nerede hata yaptık”ı aramak yerine, bütün kabahati ya emperyalizme ya da Siyonizme yüklemek tercih edilir. Topraklarından petrol fışkırır ve bunun parasıyla militarist diktatörler ya da teokratik oligarşiler fonlanır. Kimse de bunu sorgulamaz. Saddam’ın başlattığı İran-Irak savaşı yüzbinlerce cana mal oldu. Bunun hesabını Iraklılar sorabildi mi?
(…) Çünkü ne kadar Türkiye Ortadoğulu olsa da, değişim tecrübesine sahip bir ülke… Burada Baas modeli bir Cumhuriyet yok. İran gibi teokratik bir cumhuriyet de yok burada… Türkiye demokratik bir Cumhuriyet. Burada nihai kararı ‘Seçmen’ ya da ‘Halk’ verir.
Kısacası 7 Haziran’da seçime katılma oranının yüksekliği bizim için hayati önemde olacaktır. Çünkü burada hala ‘Yerli Baasçılar’ da siyaset sahnesindeler… Irak’tan, Mısır’dan, Suriye’den farklı bir Ortadoğu ülkesi olmanın kıymetini bildiğimizi, sandık başına giderek bir kez daha kanıtlamalıyız.