Kanser bir 'savaş' mı?

MESUDE DEMİR

@mesudedemirr

Kanserle ilgili sık kullanılan ‘savaş’ metaforu, bazı hastalar için doğru olmayabiliyor. Hastalarla çalışan sağlık profesyonelleri ve bazı hastalar, kanserle ilgili başka bir ‘dil’ kullanılması gerektiğini söylüyor.

Fotoğraf: Pexels

‘Savaş‘ metaforunun kullanımı sadece tedavi sürecinde değil, hasta yaşamını kaybederse de sürüyor. Bu kez ‘savaşı kaybetti’ deniyor. Ama kaybettiğini söylemek, ‘yenemedi’ yergisini içeriyor.

Tüm kronik hastalıklar, hastalar için zor. Kaldı ki ölümle sonuçlanan başka ciddi hastalıklar da var. Ama hiçbirini savaşa benzetmiyoruz. Bu ağır yükü, yalnızca kanser hastalarına yüklüyoruz.

Belli ki bunun için daha iyi bir dil seçmeliyiz. Hasta ve uzmanlara önerilerini sorduk.

Altı kez kanser olan Erözenci ‘yolculuk’ demeyi tercih ediyor

Altı kez kanserle yolu kesişen Prof. Dr. Ahmet Erözenci, yaşadığı süreçlerde hiçbir zaman kendini ‘savaşçı’ olarak görmemiş; tercih ettiği metafor ‘yolculuk‘.

‘Yol’da acı çekebileceğini ve belirsizlikler olabileceğini kabul etmiş. Ama cesaret, kuvvet ve kararlılığın kişisel gelişimi destekleyerek karakter özelliklerine de dönüşebileceğini düşünüyor: “Yaşam yolculuğunda yolun iyi aydınlatılmadığı, engebeli olduğu, kimi zaman da U dönüşü yapmak zorunda kalacağımız durumlarla karşılaşabiliriz.

Kimi zaman direksiyonda başkası vardır. İstediğimize değil de, onun belirleyeceği bir durağa gitmek zorunda kalabiliriz. Dolayısıyla kanser hastalarının ilk yapması gereken teslim olmayı öğrenmek bence.”

Erözenci’nin teslimiyetten kastettiği hastalığı oluruna bırakmak değil elbette. Varlığını kabul etmek.

Erözenci hastalara kabullenişte kendi yaşamlarını gözardı etmemelerini hatırlattı: “Bu barış, onu yenmek için yaşamlarını sürdürmelerine olanak sağlayacaktır.

Zaten doktor, ilaçlar, cerrahi yöntemler, ışın tedavileri hastalıkla savaşıyorlar. Hastanın yapması gerekense olayı beyninde yenmek. Bunun için de kendisiyle barışık olması gerekir.”

Hastaya yük olabiliyor

Onkoloji Hemşireliği Derneği Başkanı, ruh sağlığı ve psikiyatri hemşiresi Prof. Dr. Perihan Güner, kanser hastaları için kullandığımız bazı kelime ve cümlelerin düşündüğümüzden daha ağır olabileceğini söyledi.

Güner ‘savaş‘ metaforunun aslında hiç de masum olmadığını söyledi: “Bunu hastanın direncine ve mücadelesine destek vermek için söylesek de, bu ifade bir yük haline geliyor.

Hastayı bir kahramanlık anlatısının içine hapsederken, ölümü, bir başarısızlık gibi anlaşılıyor. Oysa hastalık, bilhassa kanser, ne bir savaş alanı, ne de bir zafer hikâyesi.“

‘Başarısızlık duygusu yaşatıyor

Kanser özellikle 20’nci yüzyıl boyunca ölümle eşanlamlı bir hastalık olarak anıldı. Tedavi alternatifleri ve başarısı neredeyse yoktu.

Belirsizliğin, ağır tedavi süreçlerinin ve dışa yansıyan fiziksel değişikliklerin (saç dökülmesi, kilo kaybı, yorgunluk gibi) hastalığı gözle görülür hale getirdiğini belirten Güner, şunları ekledi: “Toplum bu zorlukları anlatmak için güçlü ve dramatik bir metafor aradı ve bulduğu ‘savaş’ oldu. Bu metaforun kökeninde, bilinmeyenle baş etme kaygısı yatıyor.

Susan Sontag’ın Illness as Metaphor adlı eserinde belirttiği gibi ‘savaş’ metaforu hastalığın nedenini kişiselleştirir, tedaviyi ise iradeye bağlar. Oysa kanserin seyrinde pek çok etken rol oynar.

Savaş metaforu hastaya ‘kahraman’ rolü verirken, süreç sonunda ‘kaybeden’ olma ihtimalini de beraberinde getiriyor.

‘Savaşı kaybetti’ ifadesi, istemeden de olsa hastayı ya da yakınlarını bir başarısızlık duygusuyla karşı karşıya bırakıyor. Ayrıca duyguların bastırılmasına da neden olabiliyor.

Hastalıkları anlatmak için kullandığımız metaforlar, hastaların kendilerini nasıl hissettiklerini şekillendirir. Bu yüzden dilimiz sadece bir ifade aracı değil, aynı zamanda bir toplumsal tutum göstergesi.

Daha şefkatli, daha insani, daha onarıcı bir dil inşa etmeliyiz.”

Duygusal yüke dönüşebiliyor

Kanser hastalarıyla çalışan klinik psikolog Elvan Toklucu Memiç, tedavi sürecinin kişinin ruhunun ve bedeninin ortak mücadelesi olduğunu belirtti.

Savaşmak, savaşı kaybetmek veya kazanmak metaforlarının hastalarda ruhsal yüke dönüşebileceğini söyleyen Memiç, şöyle devam etti: “Aldıkları tedavilere bağlı olarak bedenlerinde güçsüzlük hissedebilecekleri dönemler yaşayabiliyorlar.

Özellikle bu dönemlerde savaşı kaybetme psikolojisine kapılıyorlar. Hastalardan ‘Bazen kendimi fiziksel olarak çok yorgun ve bitkin hissediyorum, bu şekilde savaş olmaz, haksızlık’ gibi geri bildirimler alıyorum.

Bazen de hastalar ‘savaşçı’ kelimesini kendilerine yapılan bir haksızlık gibi algılayabiliyor. ‘Ben isteyerek bir savaşa girmedim ve savaşmak zorunda kaldığım için çok üzgünüm’ diyorlar.

Savaşmak güç isteyen bir eylem ve hastalar bazen o gücü hissedemediklerinde kaybedip hastalığa karşı yenilecekleri psikolojisine kapılabiliyor.”

‘Kanser değil, konser demek isteyen hastam oldu

Hastalar ‘savaşmak, çarpışmak, kazanmak, kaybetmek‘ terimlerinden çok eğlenmek gibi, enerjilerini tüketmeyecekleri, keyif alabilecekleri sözcükler duymayı ya da kullanmayı daha çok isteyebiliyorlar.

Memiç’in bir hastası, ‘‘Ben kanser değil ‘konser’ demek istiyorum. Ve bu konserde bağırarak, keyiflenerek, eğlenerek şarkılarımı söylemek istiyorum” demiş.

Memiç “Yani savaşa maruz kalmak yerine, kendi arzusu ve isteğiyle sahneye çıkıp konser vermek, hastalığın tedavisinin daha mümkün olabileceğini düşündürtüyor” diyor:

Hastalığı kabul edememiş bir birey ne savaşa girmek ister, ne de kendini savaşı kaybedecek veya kazanacak kadar güçlü hissedebilir.

Eğer hasta bize kendisi ‘ben hastalığımın savaşındayım’ demiyorsa, ona ‘sen bir savaşçısın ve bu hastalıkla savaşabilirsin’ demenin her daim kaygısını artırabileceğini düşünüyorum.“

Hastalıklarını sürekli hatırlatmayın

Peki hasta, onun yakınları, arkadaşları mevzuya nasıl daha doğru yaklaşabilir?

Memiç öncelikle hastanın neye ihtiyacı olduğunu bilmeyi ve onu dile getirmeyi öneriyor. Eğer hasta savaşmak ve kazanmak istiyorsa, onun savaştaki gücünü hatırlatmak veya eğlenmek, daha eğlenceli görmek istiyorsa onunla eğlenceye katılmak en doğrusu olabilir.

Bir başka yanlış hastaya sürekli hastalığını hatırlatmak. Öyle ki yakınları hastanın tüm yaşamını sınırlandırabiliyor.

Fakat Memiş bunu doğru bulmuyor: “Kişiye kendini hasta bir birey gibi hissettirmek eksilme duygusunu oluşturabilir. Günlük yaşam yetilerini yitirme endişesini getirebilir. Mesela ev işi, sosyal yaşam, iş hayatı gibi durumlarda ‘Sen dur, hastasın, yapma’ gibi terimleri kullanmak hastalarda birey olma yetisini kaybetmeye dair kaygıyı arttırır.

Böyle durumlarda hastaya yaşamına devam etme önceliği tanınmalı. Ama her zaman, ‘Ne zaman bana ihtiyacın olursa sana destek olmak için buradayım’ mesajı verilmeli.”

Hastaları başka hastalarla kıyaslamayın

Memiç ayrıca şu önerilerde bulundu:

* Hastaları diğer hastalarla kıyaslamayın. Başka bir hastanın tanı, tedavi ve sonuç kısımlarını hastaya örnek göstermeyin. Çünkü her hastanın kendi süreci parmak izi gibidir. Ben danışan hastalarıma, “Bu sizin yolculuğunuz, sizin süreciniz, sizin hikayeniz, sizin tedaviniz. Aynı tanıyı almış başka bir hastayla aynı tedaviyi de görseniz onun vücudu ve ruhu sizinkiyle aynı değil” derim.

* Hastalara ‘Güçlü olmak zorundasın‘ mesajı vermeyin. Her hasta güçlü olmak, güçlü hissetmek ister. Bazen güçlü hissedemeyebilir. Bu gayet normal. ‘Güçlü olmalısın, sen annesin, sen babasın’ gibi kimlikleri kullanarak hastanın duygusunu yaşamasını engellemek bazen psikolojik zorluklara yol açabiliyor. Duygusunu yaşaması için alan bırakmak epey kıymetli. Ağlamak, bağırmak istiyorsa izin verilmeli.

* Hastalıkları hakkında detaylı sorular sormaktan kaçınmalıyız. Bazen hastalığın oluşumuyla ilgili sorular soruluyor. Hasta sürecinin ne kadarını paylaşmak istiyorsa buna izin vermeliyiz. Detaylandırmasını talep etmemeliyiz.

* Psikolojik süreçleri her kişi farklı aşamalarla ve şiddette deneyimleyebilir. Hasta ve yakınları duygularını kabul etmeli. Yaşadıkları o anki duygunun çabucak gitmesi için uğraşmak yerine onu kabul etmeyi ve duyguyu yaşamaya izin vermeyi denemelerini tavsiye ederim.

Kanser hastalarına bakanlar da ‘sessiz hasta’

Kanserin ne yediğini araştıran Birsoy’a Vehbi Koç Ödülü

Araştırma: Kanser vakaları kadınlarda ve gençlerde artıyor