Kanser hastalarına bakanlar da 'sessiz hasta'

MESUDE DEMİR

@mesudedemirr

Kanser hastalarına bakanların yüzde 15’inden fazlasında travma sonrası stres bozukluğu gelişiyor. 

Fotoğraf: AA

Archives of Gerontology and Geriatrics Plus dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre baş-boyun kanseri ve akut lösemi hastalarına bakanlarda bu oran yüzde 37’ye kadar çıkıyor. 

Toronto Üniversitesinden araştırmacılar, konuyla ilgili yapılmış 23 araştırmayı analiz ederek bu sonuca ulaştı. 

Travma sonrası stres bozukluğu, beklenmedik şekilde ortaya çıkan, insanları derin bir korku, endişe ve çaresizliğe iten ruhsal bir rahatsızlığı ifade ediyor. Doğal afetler (deprem, sel, yangın vs.), trafik kazaları, savaş ve şiddet eylemleri, cinsel ya da fiziksel saldırı gibi olaylar da sebep olabiliyor. Travma sonrası stres bozukluğu, travmatik stres faktörüne maruz kaldıktan 30 gün veya daha uzun bir süre sonra teşhis ediliyor.

Akut stres bozukluğuysa bir aile üyesinde kanser teşhisi gibi travmatik bir olaydan sonraki üç-30 gün içinde teşhis ediliyor. 

Kanser hem hasta hem de yakınları için zor bir süreç. Tanı ve tedavideki tüm gelişmelere rağmen ölümle bu kadar özdeşleşen başka bir hastalık yok desek abartmış olmayız. Atlatılsa da tekrarlama korkusu hasta ve yakınlarının üzerinde Demokles’in kılıcı gibi.

Sosyal desteğin olmaması ruhsal yükü büyütüyor

Hastaya bakanların yaşamları alt üst oluyor. Pratik, sosyal ve duygusal destek veren hasta yakınları, tanıklıkları ve endişeleri nedeniyle ayrıca ciddi stres yaşıyorlar. Bazı araştırmalarda bakım verenler ‘görünmez hasta’ veya ‘sessiz hasta’ olarak tanımlanıyor. 

Analize göre bazı araştırmalar kanserli hastaların aileden olan bakıcılarının psikolojik sıkıntısının hastalarınki kadar, hatta daha büyük olabileceğini, devam etme veya ilerleme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Bazılarıysa bakım verenlerin yüzde 13’ünün en az bir psikiyatrik bozukluğun kriterlerini karşıladığını öne sürüyor. Bir çalışmaysa kadın bakım verenlerin yüzde 40’nın klinik olarak önemli düzeyde depresyon yaşadığını söylüyor. 

Araştırmacılar, travma sonrası stres bozukluğu geliştirmede risk faktörlerini sıralıyor. Bunlar bakım veren yakında zaten bulunan ruhsal sağlık sorunları (depresyon, kaygı bozukluğu vs.), sosyal desteğin olmaması, yoğun bakım yükü. Ayrıca hastalığın ciddiyeti ve seyri de etkili. 

Kanser koçu: Baştan itibaren destek şart

Altı kez kanser (lenfoma, cilt, kolon, tiroid, prostat ve mesane kanserleri) tanısı alan Üroloji uzmanı Prof. Dr. Ahmet Erözenci, iki kardeşini de kanserden kaybetti. Erözenci halen hekimliğin yanısıra kanser koçluğu da yapıyor.

Erözenci’yle Türkiye’de hastaların ve yakınlarının meseleye bakışını konuştuk.

Kanserin hasta için olduğu gibi yakını için de stres kaynağı olduğunu söyleyen Erözenci, şöyle devam etti: “Ben hasta yakınlarının da baştan itibaren psikolojik destek alması gerektiğine inanıyorum. 

Ancak belli kültürel özellikler var. Genelde ‘kendime yeterim’, ‘ben yıkılmam’ imajı veriliyor. Önce yardıma ihtiyaçları olduğunu kabullenmeleri gerekir.”

‘Hasta yakınları da tanıdan itibaren psikolojik destek almalı’

Çok az hasta ve yakınının süreçte psikiyatrik destek aldığını belirten Erözenci, şunları söyledi: “Kendilerini fark etmelerine, bangır bangır olmasına rağmen bu böyle. Çünkü psikoloji, psikiyatri Türkiye’de akıl hastalığıyla özdeşleşmiş. Kuvvetli görünmeye çalışarak, mesafeli durmaya çalışıyorlar. 

“Ben bunu yardım almadan atlattım” demek de bir galibiyet cümlesi anladığım kadarıyla. 

Oysa ki hasta ve yakınları endişelerini kendi içlerinde yaşıyor. Fakat birbirlerine dile getirmiyor, ayrı odalarda ağlıyorlar. Beraberken ‘mış’ gibi yaşıyor, ‘merak etme iyi olacaksın’ diyorlar. 

Evet iyi olacak belki ama hasta yakınları korkuyor. Bu da çok doğal. 

Gerek hastalığın başlangıcında gerekse sonraki süreçlerde, takipte anahtar kelime ‘paylaşma’

Hasta ve yakınları duygularını ne kadar açık paylaşırlarsa stres katsayısı o kadar azalıyor.”

Konseylerde psikiyatrist ya da psikolog da olmalı 

Hastanelerin pek çoğunda kanser hastaları konseyler tarafından değerlendiriliyor. Konseylerde medikal onkolog, radyolog, cerrah, patalog gibi farklı uzmanlar yer alıyor. Erözenci, her kanser hastası için en doğru tedaviyi belirlemeye çalışan bu konseylerde psikolog ya da psikiyatri uzmanının muhakkak olması gerektiğini düşünüyor: “Hastalar konseyden çıkan kararı kabul ediyorlar. Çünkü birden fazla doktorun ortak görüşü. 

O konseyden bir de ‘şu şu psikiyatristle görüneceksiniz’ diye bir karar çıksa eminim tedavinin bir parçası gibi görür ve giderler.”

Altı kez kanser olan Prof. Dr. Erözenci: Kanserle savaş değil, barış yapılmalı