'Sex And The City' İstanbul'da çekilecek mi?

AYSUN ÖZ

90’ların sonu, 2000’lerin başında popülerleşen ‘Sex and the City’ dizisini izlemeyen var mı? Bence pek kalmamıştır. Özellikle de kadınlar! Zira dizinin Miranda’sı Cynthia Nixon’ın dediği gibi özellikle o yıllar için ‘feminist bir şov’du dizi.

Arkasına kadınları alan, yayınlandığı 1998-2004 yıllarında rekorlar kıran dizinin iki de filmi çekildi. Tadı damakta kaldığından ve de erkek hikayelerini izlemekten bıkmış kadınların dertlerine tercüman olduğundan olsa gerek 2021’de devam dizisi ‘And Just Like That’ geldi. İkinci sezonu 2023’te, 50’li yaşlarını süren kahramanlarımızın yeni serisinin üçüncü sezonu ise geçen hafta yayınlandı.

Türkiye’de Max’te yayınlanan HBO dizisinin yıldızları Sarah Jessica Parker, Nicole Ari Parker, Sarita Choudhury ve senarist ve yönetmen Michael Patrick King’le Paris’teki lansmanda buluştuk. 

Sarah Jessica Parker, dizinin diğer oyuncuları ve yönetmeniyle üçüncü sezon galasında Paris’te buluştum. ‘Aysun Öz YouTube Kanalı’ Türkiye’den bu lansmana katılan tek kanaldı.

Türk insanı ve medyası olarak biz, İstanbul sorusu sormaya bayılırız! Onlarca sanatçı ve starla söyleşi yaptım, hepsi bayılıyor. Jessica da öyle….

İstanbul’da dizi çekmek beni çok heyecanlandırır

İstanbul’a geldiğinizi biliyorum...

Birçok kez. İstanbul’a bayılıyorum. Klasik ahşap teknelerle birçok adaya gittim. Muhteşem Türk yemekleri yedim, Türk arkadaşlarım var, İstanbul’da yaşayan dostlarım var. Muhteşem.

Umarım sizi tekrar İstanbul’da görürüz. Belki ileride.

Umarım. Umarım.

(İstanbul’a bayıldığını söyledi ya ben de eli artırıyorum) İstanbul’un yazları çok güzeldir. ‘And Just Like That’ dizisinin bir bölümünü İstanbul’da çekmeyi düşünür müsünüz?

Tabii. Bu konuda bir problem olmaz. O fikre çok heyecan duyarım. Kesinlikle. Çünkü daha önce gitmemiş arkadaşlarım varsa onlara gösterebilirim. Şehrin tüm özel yönlerini göstermek harika olurdu.

‘Hayat bazı şeyler hakkında fikir değiştirmemizi ister’

Diziye baktığımızda, pek değişmemişsiniz. Hâlâ çok sevimli, genç bir tarzınız var, neşeli, hayat dolu karakterler… Bir kadının 50 yaşındaki hali ve tavrı, 30 yaşındakiyle aynı mı olur?

Yani, hayır, ben de öyle değilim. Kaç yaşında olduğunuzu bilmiyorum, sormuyorum da, haddimi aşmak istemem ama sanıyorum ki 30 yaşınızda, 20 yaşınızdaki hâlinizden farklısınız. Ve bu böyle olmalı. Umarım hepimiz, bizi değiştiren, bize bir şeyler katan deneyimler yaşarız. Bunlar bizi daha iyi arkadaş, eş, partner, sevgili, ebeveyn, teyze yapar. Yani aynı olmayız ama kişi aynı olur tabii ki. Hayat bizden sürekli deneyim yaşamamızı, evrilmemizi ve belki bazı şeyler hakkında fikir değiştirmemizi ister.

Mektup almak beni mutlu ediyor

Dizide teknoloji ve nostalji bir arada. Bir yanda akıllı evler varken, diğer yanda hâlâ kartpostal gönderiliyor. Hangisini tercih edersiniz?

Hâlâ mektup yazıyorum. Mektup yazmayı çok seviyorum. Muhtemelen mektup almayı sevdiğim için, hayatımda hâlâ mektubu tercih eden insanlar var. Bundan dolayı yazmak çok güzel oluyor. ‘Carrie’nin nostaljiyi ve sadeliği sevmesini anlıyorum. Ayrıca evden çıkmak, pul almak, onu posta kutusuna atmak gibi özel bir çaba gerektiriyor. Geçmişin bu ritüelleri ya da işleyişleri hoş. Ve e-posta almaktan da çok memnun oluyorum. Ama bir mektup almak ya da telefona gelen bir mesaj almak daha da mutlu ediyor. 

Ben de bazen koca bebek gibi davranıyorum

Yeni dizide erkeklerin tutumları pek değişmemiş gibi görünüyor. Neden hep koca bebek gibiler?

Hepsi mi?

Bence hepsi.

Bilemiyorum. Buna tamamen katıldığımı söyleyemem çünkü diziyi izlemedim ve nasıl hissettirdiğini bilmiyorum. ‘Aidan’ bana koca bebek gibi gelmiyor. Duygusal biri. Duygusal bir insan ve birçok kırılganlığı var. Ama ben bir adamla evliyim ve onu artık koca bebek gibi görmüyorum. Yani ben de bazen koca bir bebek gibi davranıyorum. Gözlemlerinizden kuşku duymuyorum ama sanırım bu soruyu yanıtlayacak donanıma sahip değilim.

Nicole Ari Parker: Hiçbir şey saklamayın

İkinci konuğum dizinin Lisa’sı Nicole Ari Parker…

Dizinin 50’li yaşlar konusunda önemli mesajları olduğu, görüşünde Parker: “Hemen her coğrafyada yaşlanınca bir şeyleri bırakmamız gerektiği düşünülüyor oysa hayatınızda ikinci bir bölüm başlıyor. Bunu kimse söylemiyor.”

Bu kadar popüler ve köklü bir dizide yer almak nasıl hissettiriyor? Sizin için nasıl bir yolculuk oldu?

Çalıştığım ilk gün çok gergindim. Rahatlamam biraz zaman aldı.

Üstelik üzerimdeki kıyafetlerle tamamen normal görünmem gerekiyordu. Devasa bir kolye, muhteşem bir çanta, güneş gözlüğü, ayakkabılar, kabanlar… Bu biraz zaman aldı ama üçüncü sezon için sevindim, böylece tam anlamıyla içine girebildim.

Evet… Dizideki karakteriniz yaş aldıkça da kadınların şık ve kendine güvenli olabileceğini gösteriyor. Kadınlar yaş aldıkça çekici kalmak veya daha da çekici olmak için ne yapmalı?

Bence kötü günler için bir şeyler saklamayın. Kavanozdaki tüm kremi kullanın. Güzel kıyafetinizi rastgele bir günde giyin. Markete gidin, çiçekleri vazoya koyun. Seyahat planlayın, arkadaşlarınızı arayın, ailenizi kontrol edin. Kendinizi sevin. Bunlar hep klasik laflar gibi ama bunları yapmak gerçekten enerji veriyor. Dünya sürekli yavaşlaman gerektiğini söylüyor. Bu da bir şeyleri sürekli ertelememizden kaynaklanıyor. Hayır, yapmayın.

Dizi birçok konuyu ele alıyor. İlişkiler, dostluklar, kadınların hayatı, erkeklerin hayatı… Sizce yaş almanın kadınlar ve erkekler için avantajları ve dezavantajları neler?

Ben erkek değilim, bilemiyorum, eşimle konuşmam gerek (gülüyor). Çok aktif biriyim. Ne gibi değişiklikler oldu bilmiyorum, yani tabii… Zihnim hâlâ aktif. Seyahat ediyorum. LTW karakterinden bana geçen bir şey var, güzel elbise giymek. Eskiden özel kıyafetlerim ve günlük kıyafetlerim olurdu. Ama artık her gün özel hissetmeyi istememi sağladı.

Ritüeller işe yarıyor seksi hissettiriyor

Genç kalmanın ne kadarı estetik ve kozmetik, ne kadarı psikolojik ve etik?

Bence evet, kremler işe yarıyor. Ritüeller işe yarıyor. Hayatım boyunca hep nemlendirdim cildimi. Ama artık her şeyi bilinçli yapıyorum. Elime krem sürüyorum, ayağıma sürüyorum, gece kremi kullanıyorum. Masaj videolarını izleyip yapmaya çalışıyorum. Kendime iyi bakıyorum. Bunu çok seviyorum. İyi hissettiriyor, bir şeyi kovalıyormuşum gibi değil, sadece seksi hissettiriyor. Gerçekten çok güzel bir his.

Dizide çocuklar ortaya çıkıp büyümeye başladığında sorumluluklar nasıl değişiyor, nasıl zorlaşıyor?

Yazar kadrosunda kadınlar da var, bu yüzden hikâyeler çok katmanlı ve dolu. Oynamak çok heyecan verici. Belki ilk sezonda bölüm başına sadece iki sahnem oluyordu, şimdi ise bir hikâye bütünlüğüm var. Çünkü bu sese sahip insanlar var. Ve bu harika bir şey. Çalışabiliyorum, bu harika.

Daha önce İstanbul’a geldiniz mi?

Hayır ama gitmek istiyorum.

Sarita Choudhury: ‘Diziyi mahvetmeyeyim’ diye düşündüm

Nicole gibi hikayeye ‘And Just Like That’ ile giren Sarita Choudhury,  ilk sezon çok heyecanlandığını ama ekip arkadaşlarının çok yardım ettiğini söylüyor. Dizinin başarısını biraz kamera arkasına, biraz da herkesin dizide kendini bulmasına bağlıyor. 

Böylesine ünlü bir dizinin devamında yer almak size ne hissettirdi? ‘Sex and the City’ hayranı mıydınız? Sizin için bu, nasıl bir yolculuk?

Evet, hayrandım. Bana katılmamı teklif ettiklerinde korktum ve çok heyecanlandım. Şimdi komedi hakkında çok şey öğrendiğimi hissediyorum. Ve şunu öğrendim: Komedi, ne olursa olsun gerçektir. Ve bu dizi… Artık evim gibi hissediyorum. Diziye ilk katıldığımda tek düşündüğüm şey, “Lütfen diziyi mahvetmeyeyim” idi. Diziye nasıl gireceğimi bilmiyordum. Şimdi kendimi çok mutlu hissediyorum.

Bu dizi bana özgüven veriyor

Bir noktada diyorsunuz ki sanat hayatı taklit eder. Peki tersi olabilir mi? Sizin için nasıl bir şeydi?

Bu ilginç çünkü ‘Seema’yı oynuyorum ve bence birçok insan… Benden ‘Seema’ gibi olmamı bekliyor. Ama ben öyle miyim bilmiyorum çünkü onu ben oynuyorum. Bu yüzden dışarıdan göremiyorum. Ama şunu biliyorum ki, onu oynamak ve bu dizide yer almak doğal bir özgüven getiriyor insana.

Gerçek arkadaşlık hatalara ve sevgiye dayanır

Sizinki gibi dostlukların sürmesi için ne yapılmalı? 

Sanırım birbirini dinlemek gerek. Çünkü ‘Seema’ ve ‘Carrie’ çok farklı, değil mi? Ama dostluklar hakkında ilginç olan şey şu ki kendine çok benzeyen biriyle arkadaş olmuyorsun. Tamamen farklı biri olabilir. Ve bu arkadaşlıkta sevdiğim şey, birbirlerini dinliyorlar ama bazen iyi tavsiyeler vermiyorlar. Bazen tavsiyeler garip çünkü farklı insanlar. Ve diziyi bu sebeple seviyorum. Dizi, ahlak dersi vermiyor, daha çok insanların nasıl konuştuğunu gösteriyor. Bu yüzden bilmiyorum, bence gerçek arkadaşlık hatalara ve sevgiye dayanıyor.

50’lere gelince hayal kırıklığını umursamıyorsun

50’li yaşlarda hayal kırıklığı azalıyor mu peki?

Hayır, sanmıyorum. Hayal kırıklığı hayatın her anında var. Fark şu ki 50’lerinde artık o kadar umursamıyorsun.

Genç kalmanın ne kadarı estetik ve kozmetik, ne kadarı psikolojik ve duygusal?

Bence her şey psikolojik. Güzel bir kitap okursam ya da bisiklete binersem o gün daha iyi görüneceğim bilirim. Gerçekten bilirim. Yani benim için mesele bu.

Teknolojiyi seviyorum ama aşk aşktır

Dizide telefonda seks var, online seks var ama gerçek şeylere ne oldu?

Bence bu yüzden dizi şu anda çok iyi. Çünkü 50’li yaşlarımızdayız, gençken telefonumuz yoktu. Şimdi bütün bunları nasıl öğreniyoruz, değil mi? Nasıl flört edeceğimizi nasıl öğreniyoruz? Ve dizide sevdiğim şey, benim bile Sarita olarak, “Vay canına, bir uygulama nasıl kullanılır bilmiyorum” demem. ‘Seema’ bunu öğrenmek ve keşfetmek zorunda kalıyor ya da ‘Carrie’ bilmiyor. Teknolojiyi seviyorum ama aşk, aşktır değil mi? Teknolojide ne kadar iyi olursan ol, belki bugün belki bir yıl sonra aşık olacaksın. Bunun teknolojiyle bir ilgisi yok.

İstanbul’a hiç geldiniz mi?

Gerçekten gitmek istiyorum. Yemin ederim, bazen New York Times’ta çıkan yazılara bakıyorum, ilgili kitaplar oluyor, inceliyorum. Çok güzel, evet.

Michael Patrick King : Umarım İstanbul’da dizi çekeriz, oyuncularım çok eğlenirdi

Diziyi, filmleri yazan ve yöneten Michael Patrick King’le tanışınca hikayenin niye 28 yıldır hayatımızdan çıkmadığını anlıyorum. Müthiş bir enerjisi ve kocaman bir gülümsemesi var. Muhteşem bir gözlemci. Zira kadın hikayesi yazanların anlayışlı, meraklı ve hayatı iyi izlemesi gerektiğini düşünüyor, ona göre kadınlar ihtiyaçlarını açıkça ifade ediyor. 

Kadınlar bu diziyi hâlâ izliyor çünkü kendileriyle özdeşleştiriyorlar

Diziniz 28 yıldır kadınların hayatının bir parçası oldu. Bu kadar kalıcı bir bağın sırrı nedir?

Bence insanların hâlâ bu diziyi izlemesinin nedeni, hâlâ bu kadın karakterlerin bir yönüyle kendilerini özdeşleştirebilmesi. Başladığımızda, ‘Sex and the City’deki karakterler 30’lu yaşlarındaydı ve bekârdı. İzleyen birçok kişi de bekârdı. O zamanlar toplum herkese “Evlenmelisin, çocuk yapmalısın” diyordu. Eğer yapmazsan bir sorun var gibi görülüyordu. Ama bu karakterler diyordu ki, “Belki de değil. Belki de siz yanılıyorsunuz. Belki birey olmamızda bir sakınca yok.” Şimdi ise 50’li yaşlarda kadınlar izliyor ve şöyle hissediyor: “Aa, ilginç bir şey. Hâlâ sorunları var. O hâlâ muhteşem. Hâlâ istediği gibi giyiniyor” toplum ona “üstünü ilikle, saçın grileşsin, makul ayakkabılar giy” dese de karakterlerimizin hiçbiri bunları yapmıyor. Ve seyirciye tüm bu seçeneklerin sunulması bir tür heyecan yaratıyor.

Bu sezon hikâye anlatımına ya da karakter gelişimine farklı bir şekilde mi yaklaştınız?

Yazmaya başlarken karakter gelişimini en önemli şey olarak ele alıyorum. Nereye gidebilirler? Nerede oldular? Gelecekte nerede olacaklar? Karakterlerin gelişimi her şeydir. İster komik ister trajik olsun, her durumu o getirir. Her şey onların daha çok gelişmesine nasıl katkı sağlayacaklarıyla ilgili. Çünkü bu dizi aslında gelişimle ilgili. Bu insanların evrimiyle alakalı. Bebekken başladılar, şimdi belki bebek değiller.

Hâlâ çok heyecanlanıyorum

Dizide değişmeyen birkaç şeyden birisiniz ama sizde ne değişti?

Bu diziye başladığımda bekârdım. Şimdi evliyim. Değişen başka bir şey ise pek yok çünkü hâlâ her sabah uyanıyorum ve “Bugün ne olacak acaba?” diye merak ediyorum. Hayatı komik buluyorum, hayatı hüzünlü buluyorum. Hâlâ her gün o oyuncuların o kıyafetlerle gelip bizim yazdığımız cümleleri söylediklerinde çok heyecanlanıyorum. Bu diziyi yapmanın bana gerçek hayatımda sahip olmadığım bir istikrar duygusu verdiğini söyleyebilirim.

İstanbul sihirli bir kelime

İstanbul’a gittiniz mi? İstanbul yazları çok güzeldir. ‘And Just Like That’in bir bölümünü İstanbul’da çekmeyi düşünür müsünüz?

Öncelikle, ‘İstanbul’ zaten sihirli bir kelime. Paris gibi, New York gibi. Çok spesifik… Elbette orada harika vakit geçirirlerdi. Güzel bir şehir, harika bir macera, uzakta… Eşi benzeri olmayan bir yer.