Soma'da ölmek mi zor kalmak mı: 'Onlar öldü, biz de öldük…'

 

NUR BANU KOCAASLAN

nurbanukocaaslan@diken.com.tr

Sibel ve Vesile Çiftçi, Soma maden faciasında eşlerini kaybetmiş iki kadın. Eşleri kardeşmiş…

Sibel Çiftçi 25, Vesile Çiftçi 20 yaşında. İkisi de anne, Vesile Çiftçi facia yaşandığında sekiz aylık hamileymiş. Kızı şimdi dört aylık.

Geçen bir yılda neler yaşadıklarını soruyoruz. “Düşmanımızı, dostumuzu tanıdık” diyor Vesile. İkisi de psikolojik yardım almış ama sürdürememiş. Sibel, “Eve döndüğünde acılarla başbaşa kalıyorsun, bir şey değişmiyor” diye anlatıyor.

soma anma 25
Fotoğraflar: DİKEN

 

 

“Soma’da boğulacak gibi oluyorum bazen” diyor Vesile, küçük bir yerde, bir madenci eşi olarak, üstelik de eşini kaybetmiş biri olarak kalmanın zorluklarını anlatıyor.

Sibel: “Çıkamıyoruz ya dışarı, hemen laf söz oluyor. Zenginleşmişiz biz, 154 bin almışız ya. Hep ‘şehit aileleri, şehit eşleri’ başka bir şey bilmiyorlar. Bakışlarının değiştiğini görüyorsun. Giyiniyorsun, ‘Aa giyindi, değişti’ diyorlar. Bir sene önce onlar öldü, biz de öldük ama onların yetimleri var. Onlar için yaşamaya çalışıyoruz.”

Vesile de aynı dertten mustarip: “Adım attığın her yer söz oluyor. Burada dul kalmak çok zor.”

Gitmeyi düşünmüyorlar, aileleri, eşlerinin mezarları burada. Ama yaşam da hiç kolay değil. İkisi de kendi evinde kalmış, ama düzenleri pek kalmamış. Aileleri devamlı yanlarına geliyor, ya da onlar kalmaya aile evlerine gidiyor, tek kalırlarsa da ‘laf oluyormuş’.

Sibel, tek dayanaklarının diğer madenci aileleri olduğunu söylüyor: “Bir tek şehit eşleri birbirini anlıyor. Yeri geliyor oturuyoruz, konuşuyoruz. Olaydan sonra tanıştık hepsiyle. Nereden bilirdin ki o insanlarla tanışacaksın.”

Vesile yalnız bırakıldıklarını anlatıyor: “Arkadaşlarım bile eşini elinden alırım diye benimle konuşmadı. En yakın arkadaşım. Soma’da dul olmak çok zor. Soma ve insanlar en zoru. Esnafın bakışlarını görüyoruz. Yürüyüş yapıyoruz, karşıya geçip bakıyorlar. Kimse yanımızda değil, balkondan izliyor. Bir insan bile olsa bu bir sestir ya. Dışarıdan gelen oluyor, onlar gelmiyor. Neymiş provokasyon olurmuş. Madem siz gelin o zaman. Madenci buradayken iş yaparken iyiydi. Madenci öldü, bunlar aldı 45-50 bin, sesleri kesildi.”

Vesile 20 yaşında, çok genç, yeniden hayata tutunması belli ki çok yıllar alacak: “Biz her gün mezarlıktayız. Konuşmasalar da huzurla doluyoruz. Eve kapanıyorum gelen yok giden yok. Burada hiç değilse onunlayım. Eskiden bir sofrayı açardık eşlerimiz gelecek diye. Şimdi onu bile yapamıyoruz. İçimizden gelmiyor.”

Bir başkası, acılı bir anne, Fatma Özcan oğlu Tolga’yı kaybetmiş. Yanına geldiğimizde bir yakınına o günü anlatıyor. “Ağızlarına maske bağlamışlar sanki yaşıyor gibi. E hadi onu bağladınız tüpü nerede onun” diyor. Madencilerin oksijen maskeleriyle çıkarılmaları bir sene önce tüm Türkiye’de şok etkisi yaratmıştı.

Şu zamana kadar yalnız bırakıldıklarını ama seçimler yaklaşınca kapılarının birer birer çalındığını söylüyor. O da Vesile ve Sibel gibi madenci ailelerinden destek aldıklarını belirtiyor. 301 maden işçisinin ailesi, birbirlerine dayanak olmuş bu bir senede.

Facia gününü dün gibi hatırlıyor Özcan. “Ben komşudaydım, Bir yakınım Tolga neye gidiyor diye sordu. Gündüze dedim. Abla patlama olmuş dedi. Gece sabahlara kadar ne hastane bıraktık ne Kırkağaç. Benim çocuğum beşinci gününde çıktı. Buna ana nasıl dayansın yavrum.”

Tolga facia öncesinde ailesine başının çok ağrıdığını söylemiş. Fatma hanım şöyle anlatıyor devamını: “Başım çatlıyor diyordu. Babası sordu, çok duman oluyor, bir şey olacak demişti. Babası gitme oğlum istemiyorsan dedi ama dinlemedi. Nereye gitmeyeceğim baba, düğün yaptık diyordu. Çocuğumun alnına yazılmış.”

İsmail Çolak, 26 yaşındaki oğlu Uğur’u kaybetmiş. Kendisi de eski madenci, üstelik aynı ocağa girmiş yıllar önce. En büyük vicdan azabını oğlunun o madene kendisinin götürmesinin olduğunu söylüyor. Uğur üniversiteyi bırakarak girmiş madene. “Baba boşver işçiye de ihtiyaç var, herkes okumak zorunda değil” demiş.

soma anma 23

En iyi arkadaşıyla sarılı olarak bulunmuşlar, o mühendismiş, Uğur işçi.

“Davada sanıkların gözlerinin içine bakmak istedik. Mahkemede herkes suçu birbirine atıyor, en sonunda Mehmet Efe’yi bulmuşlar. O bedelini canıyla ödedi. Mühendisti ama bana söylediklerine göre, işçiler amirim seni çıkaralım demişler ama çıkmamış. Siz çıkın benim buradan çıkmam zor artık demiş” diye anlatıyor Çolak.

Çolak da en az diğerleri kadar kızgın. “Altın varaklı bin liralık bardaklarda su içenlerin o bardakları benim oğlumun maaşı kadardı” diyor.

Çolak, yürüyüşte de en önlerde yer alıyor.

* Bu gezi P24 Ege turu kapsamında gerçekleştirildi.