Osman Öztürk: Kamu görevlileri ağır cezası olan işkence suçunu işleme cesaretini nereden alıyor?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

İşkence suçu “Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı” işlenmesi halinde, ceza sekiz yıldan on beş yıla kadar; cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi halinde ise on yıldan on beş yıla kadar artıyor. Kanunda “Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.” diye de açık olarak yazıyor. Peki kamu görevlileri bu kadar ağır cezası olan işkence suçunu işleme cesaretini nereden alıyor?

Öncelikle tabii ki siyasi iktidarın kendisini koruyacağını düşünüyor. Zaten bir şekilde yargılanacak olursa da ilk sözü “Ben emir kuluydum.” oluyor. İkinci olarak da işkencenin belgelenmesinin zorluğuna güveniyor. İşte orada görev ve sorumluluk doktorlara düşüyor. Çünkü işkence iddiasında en önemli kanıtlardan biri doktorların düzenleyecekleri raporlar oluyor.

Ancak hekimler bazen bilgisizlikten, çoğunlukla da baskıdan işkenceyi raporlamak konusunda cesaretli olamıyorlar. İçinde binlerce polisin bulunduğu bir emniyet müdürlüğünde gözaltı muayenesi için görevlendirilmiş bir doktorun karşılaştığı işkence bulgularını raporlamak konusunda bireysel olarak ne kadar cesur davranabileceğini tahmin edersiniz. Olayı bireysel bir cesaret meselesi olmaktan çıkarmak gerekiyor. İstanbul Tabip Odası onun için geçtiğimiz hafta bütün hekimlere “İşkence İnsanlık Suçudur! İstanbul Tabip Odası Her Zaman Yanınızdadır!” çağrısı yaptı.

Osman Öztürk’ün yazısı