MESUDE DEMİR
@mesudedemirr
Solunum yolu enfeksiyonlarında, sebebin virüs ya da bakteriden mi kaynaklandığı ayrımı yapılmadan antibiyotik kullanılması hem antibiyotik direncinin artmasına hem de tanıda gecikmeye yol açıyor.

Koç Üniversitesi İş Bankası Enfeksiyon Hastalıkları Araştırma Merkezi (KUISCID) öncülüğünde, Türkiye’nin dört bir yanından 100 uzman bilim insanı, ülkemizdeki enfeksiyon hastalıklarının mevcut durumunu belirlemek ve yeni hipotezlerle hedefler oluşturmak amacıyla ‘Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları Raporu’ hazırladı.
İlk sonuçları paylaşılan raporun önemli başlıklarından biri de Türkiye’de de önemli bir sorun olan antibiyotik direnci.
Kendi sorunlarımızı kendimiz çözelim
KUISCID Direktörü Prof. Dr. Önder Ergönül, enfeksiyon hastalıklarında bilgi, teknoloji ve inovasyonu harmanlayarak bir yol haritası oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.

Antibiyotik direnci başta olmak üzere, enfeksiyon hastalıkları alanında Türkiye’nin, Avrupa bölgesinde en çok sorun yaşayan ülkelerden olduğunu belirten Ergönül şöyle devam etti:
“Bu tür sorunlara çözüm önerilerinin, bu ülkenin son derece yeterli ve yetkin uzmanları tarafından getirilmesi gerekir. Kendi sorunlarımıza Amerika ya da İngiltere’de hazırlanmış rehberler üzerinden tedavi uygulamakla yetinmek istemiyoruz. Sorun bizde, çözümün de bizde olmasını istiyoruz.”
Solunum yolu enfeksiyonların yüzde 80-90 virüs kaynaklı
Türkiye, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkeleri arasında kişi başına antibiyotik tüketiminin en fazla olduğu ülke. On reçetenin en az üçünde antibiyotik var. Bu yoğun tüketimin sonucu olarak direnç oranlarımız diğer ülkelere kıyasla çok yüksek.
Direnç sadece hastanelerde değil. Toplumda görülen basit enfeksiyonlarda dahi tedavi güçlüğüne neden oluyor. Örneğin idrar yolu infeksiyonu geçirmekte olan hastaların yaklaşık üçte birinde artık tablet şeklinde ağızdan bir antibiyotik verilemiyor. Aynı durum alt ve üst solunum yolu, cilt infeksiyonları için de geçerli.
Oysa akut enfeksiyonların özellikle solunum yolu enfeksiyonlarının yüzde 80-90’ı virüslerden kaynaklanıyor. Antibiyotikler bakterilere yönelik ilaçlar. Virüslere etki etmez. Ateş de düşürücü değiller.
Antibiyotikler bağışıklık sistemini güçlendirmedikleri gibi, vücuttaki faydalı bakterileri de öldürüyor. Böylece bağışıklık sistemini zayıflatıyor.
En sık başvuru nedenlerinden biri solunum yolu enfeksiyonları
Raporun ilk verilerine göre, sağlık merkezlerine en çok başvuru nedenleri arasında yer alan ve halk sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturan solunum yolu enfeksiyonlarında en önemli sorunlar, virüs bakteri ayrımının yapılamaması, antibiyotik direncinin hızla artması ve tanıda gecikme.
Gereksiz antibiyotik kullanımı zatürre, ishalli hastalıklar ve idrar yolu enfeksiyonları gibi enfeksiyonlarda kullanılan antibiyotiklerin etkisini azaltarak tedavi süreçlerini zorlaştırıyor. Ölüm riskini artırıyor. Özellikle pnömokoklarda (zatürre etkeni bakteriler) penisilin direncinin son yıllarda artması, durumu daha da kritik hale getiriyor.
Gereksiz yan etkilere de maruz bırakıyor
Viral enfeksiyonlarda gereksiz antibiyotik kullanımının yaygın olması hem antibiyotik direncini artırıyor hem de hastaları gereksiz ilaçların yan etkilerine maruz bırakıyor. Hızlı ve doğru tanı yöntemlerinin eksikliği, sorunu derinleştirirken, Türkiye’de solunum yolu enfeksiyonlarına dair kapsamlı ve güncel veri eksikliği, etkili mücadele stratejileri geliştirilmesini engelliyor.
Rapora göre, solunum yolu virüslerinin yakından izlenmesi sayesinde viral etkenlerin dağılımı takip edilebiliyor olsa da özellikle atipik pnömoni etkenleri ve antibiyotik direnci konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuluyor.
Moleküler tanılar pahalı, yerli kit gerekli
Virüslerin ve bakterilerin genetik materyalini tespit ederek hızlı ve kesin sonuçlar veren moleküler tanı yöntemlerinin (PCR vb.) kullanımı, yüksek maliyetleri nedeniyle kısıtlı kalıyor. KUISCID, ulusal klinik algoritmaların oluşturulması üzerine çalışmalarını sürdürüyor.
Solunum yolu enfeksiyonlarının hızlı ve doğru tanısı için yerli moleküler tanı kitleri geliştirilmesi, dışa bağımlılığı azaltması, maliyetleri düşürmesi ve salgınlara karşı daha hazırlıklı olunmasını sağlaması nedeniyle önem taşıyor.
Sorunların boyutunun ve eğilimlerin anlaşılması için solunum yolu enfeksiyonlarına dair ulusal bir veri tabanı oluşturulması ve düzenli araştırmalar yapılması gerekiyor.
Testler resmi netleştirdi
Raporun diğer verileri özetle şöyle:
Gastrointestinal hastalıklar; İshalle seyreden bu hastalıklarda ulusal veri bir araya getirilerek büyük resim oluşturuldu. İshalle seyreden gastrointestinal hastalıkların erken tanınması uygun tedavi için önem taşıyor. Bu alanda etkenlerin sıklıklarının saptanması ve klinik algoritma geliştirilmesi gerekiyor. Tifo dışı salmonella enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan siprofloksasine karşı direnç oranının yüzde 60 civarında olması gibi bilgiler, etkili antibiyotik önerilebilmesi için büyük önem kazanıyor. Moleküler testler sayesinde kampilobakter enfeksiyonlarının yaygın olduğu öğrenildi. Bu alandaki ulusal verinin bir araya getirilmesiyle büyük resim oluşturuldu. Bu bilgilerden hareketle klinik yaklaşımlar belirlenecek.
Verem tanısı için hızlı moleküler testler yaygınlaşmalı
Tüberküloz (verem) tanısı için ilgili süreçlerin iyileştirilmesi gerekiyor: Ülkemizde tüberküloz insindansı (sıklığı) azalıyor. Halen 100 bin kişide 11,5 sıklığında görülüyor. Ancak tüberküloz tanısında geliştirilmesi gereken alanlar bulunuyor.
Daha doğru ve zamanında tüberküloz teşhisi için hızlı moleküler testlerin kullanımını artırmak ve laboratuvar kapasitesini güçlendirmek gibi tanısal süreçlerin iyileştirilmesi gerekiyor.
HIV’de en zayıf halka tanı hizmetleri
Türkiye’de bugüne kadar 45 bin kişi HIV enfeksiyonu tanısı aldı. Genel olarak bakıldığında yüksek bir sayı olmasa da diğer ülkelerde azalma eğilimi varken Türkiye’de artış görülmesi kaygı yaratıyor. HIV tanı ve tedavi süreci değerlendirildiğinde ülkemizde en zayıf halkanın tanı hizmetleri olduğu görülüyor.
Toplumumuzda cinsel sağlık ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara dair bilginin az olması, HIV ile ilgili bilgi aktarımının eğitim müfredatına dahil edilememesi, genç nüfusun yüksekliği, madde kullanımı son yıllarda artışın nedenleri olarak düşünülüyor.
Üriner sistem enfeksiyonları için ulusal tedavi algoritmaları yolda
Üriner enfeksiyonları için, bir milyon kültür sonucu değerlendirilerek rehber hazırlığı başladı.
Türkiye’de üriner enfeksiyonlarının klinik takibi, özel hasta gruplarında enfeksiyonların izlemi ve antibiyotik direncinin izlenmesi konusunda ciddi bir veri eksikliği olduğu görülüyor. Sık kullanılan antibiyotiklere yüzde 50’nin üzerinde direnç gelişmiş durumda.
Tedavide, en sık kullanılan antibiyotiklerin bölgesel direnç oranlarında farklılıklar nedeniyle ulusal tedavi algoritmalarının yanı sıra bölgesel tedavi algoritmalarının da düşünülmesi gerekiyor. Çalışmalarda ülke bazında bir milyon kültür sonucu değerlendirildi ve önemli ipuçları elde edilerek rehber hazırlığı başladı.
Sağlık bakımıyla ilgili enfeksiyonlar büyük sorun
Sağlık bakımıyla ilgili enfeksiyonlar sağlıkta kalitenin en önemli ölçüsü olarak öne çıkıyor ve ülkemizin önemli sorunları arasında yer alıyor. Sağlık bakımıyla ilişkili enfeksiyonlarda, izlemin (sürveyans) daha etkin yapılması, salgınların zamanında önlenmesi ve bu enfeksiyonlara bağlı kayıpların azaltılması için var olan insan gücünün akılcı bir şekilde değerlendirilmesi ve yüksek kaliteli eğitimlerle desteklenmesi önem taşıyor.
KKKA dünyada en çok Türkiye’de görülüyor
Kenelerle bulaşan hastalıklardan başı çeken Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, dünyada en çok Türkiye’de görülüyor. Her yıl bin civarında vaka saptanıyor. Sineklerle bulaşan enfeksiyonlardan Batı Nil Ateşi olgularında geçen yıl artış oldu.
Sadece İstanbul ili ve çevresinde 100 vaka saptandı. Vektörlerle mücadelede risk haritalarının tamamlanması, hızlı tanı testleri ve hekimlerin tanı koyabilme kapasitelerinin geliştirilmesi büyük önem taşıyor. KUISCID bu yönde çalışmalar yapıyor.
Aşıların önemi anlatılmalı
Ülkemizde bağışıklama oranları Avrupa ülkelerine göre çok düşük. Kızamık vakalarında artış yaşanıyor. Ayrıca erişkin yaş grubunda da aşılamanın önemi ve zorunluluğunun anlatılması gerekiyor. Grip aşısı olanların oranı yalnızca yüzde 2-3 civarında.
KUISCID nedir?
Koç Üniversitesi İş Bankası Enfeksiyon Hastalıkları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KUISCID), 21. yüzyılın ikinci salgını olarak 2019’un sonunda başlayan ve beklenmedik bir hastalık ve ölüm nedeni olan COVID-19 pandemisinin ortasında, 20 Aralık 2020’de kuruldu.
Dünyanın teşhis, tedavi ve korunma konusunda hazırlıklı olmadığı bir dönemde bulaşıcı hastalıklarla mücadeleyi hızlandırmak için kurulan merkez, Türkiye İş Bankası’nın sağladığı destekle araştırma kapasitesini kısa sürede artırdı.
Bu sayede güçlendirdiği biyogüvenlik seviye 3 laboratuvarının da katkısıyla olası yeni salgınlara karşı hazır hale gelen merkez, yeni araştırma alanları yaratma ve elde edilen bilgiyi kamuyla paylaşma misyonuyla çalışmalarına dört yıldır devam ediyor.