Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Türkiye’de güç kazanmak isteyen herkes ama herkes, bir ilişki ağının içinde olmalıdır. Bir ekonomik veya siyasi çemberin içinde kabul görürlerse, kestirmeden meyveleri toplayıp hayatlarına devam edebilirler çünkü. Tek başına kendiliğinden de ortaya çıkmazlar. Bir gücün onları seçmesi, işaret etmesi ve belirli bir “karakter” yaratması gerekir. Bin yıldır böyledir.
Ve iletişim bilimciler ile sosyologların çok iyi bildiği gibi, bu karakterlerin iki kurala uyması gerekir: Gerektiğinde gereken yöne yönlenmeleri gerektiğini ve gerektiğinde de yalan söyleyebileceklerini kabul etmeleri gerekir. Böyle çok gereklilik gerektiren bir anlaşma yani.
Kuşkusuz en rasyonel ülkelerin sistemlerinde dahi, rollerin dağılımında her zaman sadece yetenekler değerlendirilmez. O nedenle yaratılmaya çalışılan toplumsal tipleri ve etki ettikleri alanları görürsek bilmeceyi çözeriz.
Elbette kayırmacılık bir yozlaşmadır. Ama mesleğimiz, ailemiz, mahallemiz, iş hayatımız içindeki kayırmalara göz yumarken, kamuda, adalette, eğitimde her yerde kayırmacılık olanca gücüyle varlığını sürdürürken, kalkıp hiç bilmediğimiz bir dosya, hiç tanımadığımız insanlar ya da meslekteki şanssızlıklarımız, başımıza gelen terslikler üzerinden bir şeylerin intikamını almaya çalışıyorsak, orada çok büyük bir yanlış yapmıyor muyuz?
Toplum olarak rövanşist bir kutuplaşma döngüsü içindeyiz. Serenay üzerinden bile bölünmeyi başardık. Helal olsun. Haksız da sayılmayız. Kimseye ama kimseye güvenimiz kalmadı. Cinsiyetçi, kamusal ve siyasi ayrışmalarımız yüzünden bu hale geldik. Kayırmacılığın hâkim olduğu düzenlerde, hak ettiğini alabilmek için pusuda bekleyenler olur. Onlar da rövanş alma hakkını bu boşluklarda kullanır.
E, liyakat desen hiç yok. Bunu bildiği için Facebook’ta rakılı fotoğrafını kaldıran insanlar var, bu sebepten elenmesin diye. Dolayısıyla liyakat temelli soruşturmaların gönüllerde de adaleti sağlaması zor. Sınavlarda sorular çalınıyor, mülakatlarda torpil yapılıyor, bir sürü koltuk sağlı sollu bazı yandaşlıkların temsili olarak arzı endam ediyor. Klientalizm, favoritizm, kronizm, nepotizm, tribalizm… Say sayabildiğin kadar. Nereye elini atsan bir “izm” var.