Umur Talu: Dört günde 'medeniyetler şehri' İstanbul'da olan bu, 37 ölü!

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Fakat burada ‘öldüren’ bir ‘sahtecilik’ten söz ediyoruz. İçmeyenler kadar içenlerin de olduğu bir ülkede. Ve daha önemlisi, ‘içilmemesi’ni savunan, birçok yerde dayatan bir iktidarın devletinde, devletin ‘içenler’ sayesinde yüksek vergilerle fiyatı aşırı sıçratıp o kaynaklarla Diyanet’i bile besleyip şişirdiği bir memlekette.

Sorun belki de buradadır. “Herkes içemesin ve içenler de yüksek vergili yüksek bedel ödeyip devleti görsün, beslesin” denen cennet ülkemizde, bir ‘bedel’ de bu. İçmek isteyen birçok kişinin buna yasal-makul bedellerle ulaşamayınca, evinde üretmeye kalkışması veya tamamen sorumsuz, güvensiz şekilde ‘metanol’ü dayayıp ölümcül bedeller ödetmede aracı olması.

Yani ‘yasak, baskı, dayatma, haraç’ adına yaptığınız bir şey insanları yanlışa, ucuza, tehlikeliye ve nihayetinde ölüme sürükleyebiliyor. Dört günde ‘medeniyetler şehri’ İstanbul’da olan bu. 37 ölü!

Siz yukarıdaki maddelerden hangilerini seçerseniz seçin, ölümün hakikati ve ardındaki ‘dayatma’ değişmiyor. Sahte içkinin bir kaynağı var ama sahteciliğin tek kaynağı o değil. Çünkü bir insan ‘sahte’ riskine rağmen onlara yöneliyorsa, sadece ‘ayyaş, manyak, alkolik’ olduğundan değildir belki. Belki tamamen ‘serbest piyasanız’ buna itiyor, sürüklüyor, ölüme atıyordur.

Olamaz mı? Yasaklarınız fikirleri öldürmüyor, baskılarınız sindirse de insanların düşüncesini yok etmiyor; belki bunda da öyledir. Dayatmayla, baskıyla, bir şeyi herkesin erişemeyeceği hale getirmekle olmuyor ama öldürüyordur.

Mesela, hayatını baskıyla, dayatmayla, böyle bir gelenek ve kültürün zoruyla kilitlediğiniz, umutlarını yok ettiğiniz bir gencin, bir insanın intiharı gibi de düşünün. İntihar etmese de, ömrü boyunca ‘sahte’ bir hayatın içinde tükenip gidişini de olabilir.

Umur Talu’nun yazısı