
DR. FEYZA BAYRAKTAR
@FeyzaBayraktar_
info@feyzabayraktar.com
Son zamanlarda bekar kiminle konuşsam ciddi ilişki yaşayabileceği birilerini bulmakla ilgili problem yaşadığını dile getiriyor. Bunun en temel sebepleri arasında, pandemi sonrası iyi eğitimli birçok insanın yurt dışına taşınması ve evde daha fazla zaman geçirmeye başlanması dolayısıyla insanların birbiriyle tanışma olanaklarının kısıtlanmması sayılabilir. Ancak, insanların ciddi romantik ilişki yaşayamamasındaki asıl mesele toplumda ilişkilenme biçiminin şekil değiştirmesi. Yani, ciddi ilişkilerin yerini gündelik ilişkilerin alması. Günümüzde buna verilen isim, ‘takılma kültürü’. Son yıllarda bu konuyla ilgili yazılmış birçok kitap ve yapılmış birçok araştırma var. Dolayısıyla, ilişkilerde yaşanılan zorluklar artık sadece psikopatolojinin konusu değil; aynı zamanda sosyal psikolojinin de konusu haline geldi.
Sanıldığı kadar yeni değil!
‘Takılma kültürü’nün kökeni aslında sanılandan çok daha eskiye dayanıyor. Tek gecelik ilişki kavramı ilk 1800’lerde dile getirildi. O zamanlar daha çok erkeklerin seks işçileriyle birlikte olması ya da eşcinsel erkeklerin yaşadığı cinsel birliktelikler için kullanılıyordu. 1920’lerde tek gecelik ilişki yaşamak üniversite öğrencileri arasında, özellikle de kampüslerde yaygınlaşırken, 1960’ların cinsel devrimiyle evlilik dışı cinsel birlikteliklerin oranı arttı. Aynı dönem feminizmin güç kazanmasıyla kadınların da sadece tek gecelik ilişki yaşama amaçlı erkeklere asılması kabul gördü. Kavram, asıl 2000’lerin başında ABD’de dile getirilmeye başladı. O günden bugüne de tüm dünyada hızla yayılıyor.
Tabii ki toplumlardaki farklılıklar, ‘takılma kültürü’nün adaptasyonunda da farklılıklara sebep oluyor. Örneğin, ataerkil toplumlarda takılma kültürü erkeğe hizmet ederken tek gecelik ilişki yaşayan kadın sadece bir obje olarak görülüyor. Kadının da erkek kadar tek gecelik ilişki yaşamaya hakkı olduğu ve ilk adımı atabileceği gerçeği ataerkil toplumlarda -ne yazık ki- hala normalleştirilmiş değil. Tabii ki toplumdaki bireyler için genellemeler yapmak doğru olmaz ama erkeklerin çoğunun hala ‘kovalayan’ rolünde olma arzusundan vazgeçemediğini inkâr edemeyiz.
Kadınlar da takılabilir!
‘Takılma kültürü’nün ataerkil toplumlarda çarpıtılmasının en temel sebeplerinden biri, evrimsel psikoloji gibi bilimsel bir alanın kulaktan dolma bilgilerle günümüze keyfe keder adapte edilme girişimi. Örneğin, evrimsel psikolojiye göre erkeğin birden fazla partnerle birlikte olmayı arzuladığı ve günümüzde de bunu yapmaya hakkı olduğu tezi yaygın olarak kullanılır. Oysa, gelişmiş insan mağarada yaşıyor gibi davranamaz. Yani medeni bir insan ilkel beynin arzularını sorgulamadan hayata geçirmez. Günümüzde insanlar mağarada yaşamıyor ve iki ayağı üstünde durabilmeyi başarıyorsa, hayatta kalma güdüsüyle her gördüğü yiyeceği ağzına atmıyorsa erkeğin evrimsel psikolojiye dayandırılan çok eşli olma hakkı da geçersiz.
Günümüz ilişkilerine dair yapılan birçok bilimsel araştırma artık kadınların da erkekler gibi çok eşli olmaya yatkın olduğunu kanıtlamıştır. Kadının ‘avlanma’ya başlamasıyla, yani iş hayatında aktif rol almasıyla birlikte sadece kaçan değil kovalayan da olabileceği ve tek gecelik ilişkiler yaşamayı arzu edebileceği yapılan çalışmalarla da desteklenmiştir.
Dolayısıyla, ‘takılma kültürü’ sadece erkeklere hizmet etmez. Kadın ve erkek tarafından benzer oranda içselleştirilebilir. Yalnız, bu ilişkilenme biçiminin her iki taraf için faydaları kadar zararları olduğunu da göz ardı etmemeliyiz.
Takılmak nedir?
‘Takılma kültürü’, aynı anda birden fazla kişiyle mesajlaşmak, bazılarıyla zaman zaman buluşup tek gecelik ilişkiler yaşamak ve hiç kimseye hiçbir açıklama yapmak zorunda hissetmemek olarak tanımlanabilir.
Günümüzde haz almaya fazlasıyla güç atfedilmesi, keyif veren etkinliklerin sayıca fazla olması, insanın keyif alabileceği şeylere ulaşabilmesinin kolaylaşması, narsisizmin öz güvenle karıştırılması, insanın aç gözlü bir varlığa dönüşmesi ve her zaman ‘daha iyisi’ni bulacağına inanması, ilişki sorumluluğunun külfet olarak görülmesi, ciddi ilişki kurmak yerine takılmayı daha cazip hale getirdi. Sosyal medya ve dating appler de takılacak insan ağını genişletti.
Yarattığı hasarlar
‘Takılma kültürü’, insanların birden fazla partnerle farklı deneyimler yaşayarak cinsel olarak tatmin olmasını kolaylaştırırken cinsel yolla bulaşan hastalıkların hızla yayılmasına da sebep oluyor.
Duygusal yakınlık kurmaktansa tek gecelik ilişki yaşamaya odaklanmak belli bir süre sonra ilişkilerde anlam kaybına sebep oluyor. Böylece, sürekli farklı kişilerle takılan insanın duygu durumu olumsuz yönde etkileniyor. Bilimsel çalışmalara göre takılma kültürü depresyonu tetikleyen ve yaygınlaştıran bir etken olarak görülüyor.
Ayrıca, takılma kültürünün yaygınlaşması ve bağ üzerine kurulu ilişkilerin yaşanamaması yüzünden insanlar romantik ilişkilere duyduğu özlemi takıldıkları insanlar üzerinden gidermeye çalışıyor. Yalnız, gerçekte ihtiyaç duydukları şey bağlanma üzerine kurulu bir ilişki olduğu için duygusal ihtiyaçları karşılanmamış oluyor. Takıldıkları insan sayısı arttıkça karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar daha da derinleşiyor. Dolayısıyla, insanların ilişkilenme problemlerine bağlı psikolojik problemler yaşama olasılığı artıyor.
Tüm bunların yanı sıra çoğunluk ‘takılma kültürü havuzu’nda olduğu için kenarda ilişki için bekleyenler de istediklerini alma umuduyla aynı ‘havuz’a atlıyor. Takıldıkları insanlardan biriyle ciddi bir ilişki yaşayabilme olasılığı, sık sık ghosting’e maruz kalmalarına sebep oluyor. Ciddi bir ilişkiye ulaşmak için takılma sürecinden geçme zorunluluğu hissetme, insanı gelmeyen mesajlarla baş başa bırakıyor. Böylece, insanların ciddi bir ilişki yaşamaya dair umudu azalıyor.
Birçok insan, “Ben neden yanlış insanları buluyorum?” sorusunun cevabını kendi çocuklarında ya da bağlanma biçimlerinde arıyor ki evet bireylerin kendi ilişkilenme biçimleriyle ilgili problemleri çocukluk travmalarına dayanıyor olabilir. Yalnız günümüzde bağlılık üzerine kurulu ilişkiler yaşamayı zorlaştıran en önemli etkenlerden biri ‘takılma kültürü’nün fazlaca yayılması.
Eğer ilişkilenme problemleri kişinin kendisiyle ilgili ise tabii ki bunu çözmek çok daha kolay; çünkü psikoterapiye gitmek insana çokça yardım edebilir. Bununla birlikte, takılmanın olağanlaştığını ve yaygınlaştığını, ciddi ilişkinin kıyasla daha az talep gördüğünü göz önüne alacak olursak ilişkilenme problemi bireysel bir problem olmaktan çıkıp toplumsal bir problem haline geldi. Tabii ki herkes istediği hayatı yaşamakta özgür. Ancak, ilişkilerin hayatın önemli bir parçası olduğunu unutmayalım. Haz ve tüketim üzerine kurulu ilişkiler, insanın yalnızlaşmasını hızlandıracağı gibi hayattaki anlam arayışı yolunda da kaybolmasına sebep olabiliyor.
‘Takılma kültürü’ her ne kadar özgürlükle özdeşleştirilse de kapitalizmin insanı köleleştiren silahlarından sadece biri. İnsan haz alma odaklı tüketime odaklanıp hep daha iyisini aradıkça aradığını bulamadığı gibi elindekinden de oluyor. Dolayısıyla, ‘takılma kültürü’ne karşı daha ihtiyatlı olmakta fayda var.