Ruslar gibi, Osmanlı’da da Batı’ya özenen, Fransız hayranı ilerlemeci/laikçi bir bürokratik sınıf oluştu. Ve bunlar özellikle askeri okul ve tıbbiyeden yetişerek 1908’de zamanın ruhunun da üfürmesiyle otantik Sultan 2. Abdülhamid’i hal ettiler. 1908’in bir bağımsızlık günü değil, bir darbe, 31 Mart’ın ise gerici bir darbe değil, bir halk tepkisi olduğu geç anlaşıldı. Bugün hala 1908’in bir darbe olduğunu reddedenlere muhafazakârlar arasında bile rastlanır.
Bir seçkin ayaklanması olan Gezi’nin 31 Mart Vakası’nın merkezi olan Topçu Kışlası’na tepki olarak başlaması, Mehmet Selim Kiraz’ın da 31 Mart’ta öldürülmüş olması tesadüf değil. Muhafazakârların Erdoğan’ı 2. Abdülhamid’e benzetmeleri, üst aklın dün olduğu gibi bugün de denklemin bir parçası olması da…
Tesadüf değil. Bunlar toplumsal hafızamızın lapsusları. Benzerlikler olsa da, bu kez momentum seçkinlerden değil, halktan yana…