Çiğdem Toker: Kamu Özel İşbirliği'nden tasarruf olmaz

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Asıl tasarrufun Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle yaptırılan projelerden sağlanması gerektiğine dair tespitler ise yerden göğe haklı olsa da sonuç getirmekten ıraktır. Çünkü bu projelerin tamamına yakını, zaten Şimşek’in Hazine’den sorumlu olduğu ilk bakanlığı sırasında (YPK üyesiydi) olgunlaştırılıp hukuki alt yapısı hazırlanmıştır.

Demem o ki, küresel sermayeden sağlanan finansman üzerine inşa edilmiş ve iç içe geçen sözleşme metinlerinden oluşan KÖİ sisteminin, radikal bir siyasi irade ve tercih olmaksızın bütçe dostu hale getirilmesi imkansızdır. (Bakınız geçen yıl Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki söylemi ve sonrası.)

Öte yandan Şimşek’in KÖİ projelerini tasarruf tedbirlerine dahil etmesinin mantıki bir temeli de yoktur. Çünkü bu projelerin yerli/milli şirketlerinin aktörleri ile iktidarın zaten herhangi bir çelişkisi ve sorunu yoktur. Çelişki ve sorunu olmadığı gibi birazdan okuyacağınız üzere, farklı ortamlarda zaten yan yana gelmekte, durmaktadırlar.

Tasarruf tedbirleri konusunda “dostlar alışverişte görsün” mahiyetindeki toplantının biz gazetecileri ilgilendiren en önemli boyutu; güya bu kadar önem atfedilen, haftalar öncesinden davul çalar gibi anons edilen bu toplantının bitiminde soru alınmamasıydı. O ki soru alınmayacaktı, Şimşek ile Yılmaz pekala bu tedbirler manzumesini bir kamera sistemi karşısında okuyup yayımlanmasını sağlayabilirlerdi.

Gazetecilerin soru sorulmasına izin verilmemesi, Şimşek ile Yılmaz’ın kendi tercihi miydi yoksa toplantı mekanı Cumhurbaşkanlığı Sarayı olduğu için oranın kurallarına mı uyuldu bilmiyorum.

Ancak tek bir soru bile almadan salondan ayrılan Şimşek’in ertesi gün, (yani dün) Brüksel’de bir “düşünce kuruluşu”nun toplantısında gayet mütebessim ve moralli bir biçimde soruları yanıtladığını söylemeliyim.

Çiğdem Toker’in yazısı