Can Kakışım: İmamoğlu Kürtlere öteki muamelesi yapmıyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Geçtiğimiz haftanın kayda değer haberlerinden biri Rawest Araştırma’nın yaptığı bir saha çalışmasıydı. Bu çalışmaya göre Kürt kökenli vatandaşların en fazla itibar ettiği siyasetçiler arasında zirveyi Selahattin Demirtaş tutarken, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu onun hemen ardından ikinci sırada yer aldı. Listede Leyla Zana ve Pervin Buldan gibi Kürt siyasetinin popüler isimleri İmamoğlu’nun gerisinde kalmış, Erdoğan’ın karşılığı ise 10 üzerinden 3,4’e kadar düşmüş durumda.

Araştırma sonuçlarıyla ilgili birkaç pratik hüküm verilebilir. Ama herhalde en dikkat çekici sonuç İmamoğlu’nun Kürt seçmenler nezdinde, Demirtaş hariç tutulursa DEM Parti geleneğinden gelen tüm siyasetçilerden daha itibarlı bir konuma ulaşmış olması. Hem de İmamoğlu’nun, bazı çevrelerce köpürtülmeye çalışılan “sağcı” ve “düzen adamı” imajına rağmen.

Peki neden böyle? Aslında bunda şaşılacak bir durum yok. Zira İmamoğlu zaten ülkedeki en popüler birkaç siyasetçiden biri, hatta muhtemelen birincisi. Türkiye’de diğer kimlik gruplarından gelen insanlar için İmamoğlu ne kadar gözde bir isim ise Kürt kökenliler nezdinde de o kadar popüler olması doğal. Ülkede tüm halk kesimlerinin ihtiyaç duyduğu yaklaşım, kapsayıcı, güler yüzlü, ötekisi olmayan bir siyaset anlayışı. Bir de tabii ki dar gelirlilerin yanında olan sosyal demokrat bir tavır. Bunlar da İmamoğlu’nda fazlasıyla var. Dolayısıyla “Neden?” sorusuna verilecek en hızlı yanıt, Kürtlerin de Türkiye’de yaşıyor olmaları ve diğer halk kesimleriyle benzer özlemleri taşımaları.

Ama sadece bu kadar değil. Bu imajı verirken inandırıcı olmak, halka güven vermek gerekiyor. İşte İmamoğlu da Kürtlere, onların siyasi hareketine ya da kültürlerine öteki muamelesi yapmayarak bu şartı yerine getiriyor. Ulusal birliğin kültürel teklik olmadığını, herkesin farklılıklarıyla birlikte bu ulusun eşit üyeleri olduğunu kabul ediyor ve adımlarını bu bilinçle atıyor. Üstelik bunu yaparken Türkiye’nin kurucu ilkelerini tartışmaya açmıyor, Erdoğan’ın ilk iktidar yıllarında yaptığı gibi Türk adını kullanmaktan bile imtina eder bir tavır sergilemiyor.

Can Kakışım’ın yazısı