Bir siyasi suikast nasıl karartılır ve suçlular nasıl korunur, görmek istiyorsanız, Sinan Ateş iddianamesine bakacaksınız.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bir genel ve yerel seçimin geçmesini bekleyip suikastten 17 ay sonra ancak hazırlayabildiği 145 sayfalık iddianame, 22 şüpheliye ait ifadelerin uç uca eklenmesinden ibaret. Sinan Ateş’in kim olduğu bile belirtilmiyor.
Yalnızca “Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde akademisyen olduğu” yazıyor.
Ateş’in öldürülmesine sebep vasfı bu muydu?
Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı olduğu gizleniyor. Bu, halka açık bilgi yalnızca bazı sanıkların ifadelerinde geçiyor.
Tetikçi Eray Özyağcı, cinayetin sebebini şöyle açıklıyor:
“Ateş’i 3-4 yıldır tanırım. Tanıdığımda Ülkü Ocakları Başkanı idi. Kendisine gösterdiğim vefaya karşılık vermediği için aramızda kişisel bir husumet oluştu ve kendisini yaralamak amacıyla birtakım planlamalar ve ayarlamalar yaptım. Her şeyi kendi imkânlarımla yaptım.”
Savcı, yalan olduğunu bildiği için bu açıklamayı cinayet gerekçesi olarak göstermiyor.
Ancak Ateş’in niçin öldürüldüğünü de yazmıyor.
Mahalle kavgasında mı, sokakta birine yan baktı diye mi, alacak verecek meselesinden mi…
Niçin?
İddianamede, yanıt verilmiyor.
Halbuki Ateş’in Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevinden el çektirildikten sonra mevcut yönetim tarafından “FETÖ’cü” diye hedef gösterildiği ve tehdit edildiği malum. Tüm Türkiye’nin bildiği cinayet sebebini savcı bilmiyor!
İddianameye göre ortada bir örgüt de yok.
‘Toplu suç’ varmış.