Kur’an’ı Kerim’i, “Nas”ı referans gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanlış faiz politikasındaki ısrarı ve bu ısrar doğrultusunda ekonomi yönetimini de baskı altına almasının bir bedelidir. Nasıl bir “bedel” denildiğinde, son derece kendine özgü olduğunu söylemek zorunlu. Hâlihazırda varlıklı olan gerçek ve tüzel kişiler için bedel değil, olsa olsa nimetten bahsedebiliriz. Hesapları büyüdü çünkü.
Ama milyonlarca yoksul ve ülke ekonomisinin tamamı için bir bedel niteliği taşıyan politikadır KKM.
İşte bu eleştiriyi yapmadan, uydurulmuş bir politik tercih olan KKM’nin yanlışlığını vurgulamadan bu müthiş (!) buluşa hiç dokunmadan yapılan para politikası değerlendirmeleri de eksiktir, sorunludur.
Bu yanlışı bugün bu yazıda vurgulamamın nedeni de Merkez Bankası’nın dün yaptığı genel kurul ile zamanlaması örtüşen bir makale. Merkez Bankası bünyesindeki araştırmacı ve uzmanların analizlerine yer veren Merkezin Güncesi adlı blog sitesinde “Merkez Bankası Faaliyetlerinde Kar Zarar Olgusu” başlıklı bir makale yayımlandı. Pandeminin sadece kişiler ve hane halkları değil merkez bankaları için zorlayıcı bir deneyim olduğu kaydediliyor. Pandemi döneminde genişleyici parasal politikaların pek çok ülke Merkez Bankalarında zarara yol açtığının altı çiziliyor.
Merkez Bankası’nın 818,2 milyar TL’lik zararında KKM’nin payının olduğunu belirtilmekle birlikte şu ifade dikkat çekiyor:
“Kur Korumalı Mevduat giderleri hariç tutulduğunda da artan faiz oranlarının, faiz giderleri ve menkul kıymet değer azalışları yoluyla, kârı azalttığı görülmüştür.”
Yani KKM olmasa da Banka kârını azaltan faktörler bulunduğu vurgulanıyor. Merkez Bankası zararını başka ülkelerin merkez bankası bilançolarına bakarak, pandeminin bıraktığı hasarı referans alarak izah etmek büsbütün yanlış olmayabilir belki. Ama eksiklik barındırdığı kesin.