Dünyanın en güzel şehrini, en kaotik, en yaşanmaz hale getirmeyi başarmış bir toplumuz biz. Kural, nizam tanımıyoruz. Birlikte yaşama kültürü oluşturamıyoruz. Düşünce ve davranış biçimlerimiz maalesef değişmiyor. Mesela bugün sandığa giderken, şöyle bir etrafınıza bakın. Bir vatandaş olarak bir şehrin bir kasabanın değişim ve dönüşümünde önemli rol oynayan yerel yönetim politikalarına ne gibi bir katkınız oldu?
Sokağınız, caddeniz mahalleniz temiz mi? Caddelere yayılan yemek kokuları eşliğinde biri size omuz atmadan yolda yürüyebiliyor musunuz? Park yeri bulabiliyor musunuz? Cadde boyunca irili ufaklı milyonlarca tabelanın, levhanın yarattığı görüntü kirliliğini hiç kafanıza taktınız mı? Yanınızda sağınız da solunuz da hiç ağaç var mı? Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: şehirler mi bizi bozdu biz mi şehirleri?
Türkiye’de Kamu Denetçiliği Kurumu’nun raporları yapılmayan işlerin, oluşmayan vatandaşlık bilincinin örnekleriyle dolu. Bu nedenle en çok şikâyet edilen kurumlardan biri de yerel yönetimler. Öyle ki; 2023 yılında kurumdan 204 bin 301 kişi yardım ve destek istedi. En çok şikayet başvurusu kamu personelinin uygulamaları üzerine. Bu yöndeki başvuruların oranı yüzde 25,86’yı bulurken yüzde 11,77 de yerel yönetimlerle ilgili.
Benzer durum çeşitli kurumların hazırladığı raporlarda da var. imar, toplu taşıma, zabıta hizmetleri, çevre sorunları, yol yapımı, pazar yerleri, otopark sorunları, hayvan barınağı doğalgaz, altyapı hizmetleri, mezarlık ve defin hizmetleri gibi alanlara yönelik sorunlar.
Artık hepimiz biliyoruz ki; bir kentin silueti o toplumun medeniyet seviyesinin de bir tezahürü. Durum buyken, çarpık kentleşmelerin yarattığı sorunlar sadece yerel yönetimlerden kaynaklanmıyor. Vatandaşlık bilinci de gerektiriyor.