TCMB’nin TL’nin reel olarak değerlenmesini, para politikası çerçevesinin temel unsurlarından biri haline getirebilmesinin nedenlerinden biri, 2018 sonrasında oluşturulan kontrollü döviz kuru rejimidir. İronik bir şekilde, mevcut ekonomi yönetimi, kendisinden önceki yönetimin eleştirdiği politika araçlarını kullanarak enflasyonu düşürmeye çalışmaktadır.
TL’nin değeri, Türkiye’deki sanayileşme politikasının da içinde olduğu daha geniş ve kapsamlı bir ekonomik planlamanın bir unsuru olarak değerlendirilmediği sürece, sektörel çıkarların mücadele alanı olarak kalmayı sürdürecektir.
TCMB’nin açıklamasında ve para politikası çerçevesinde yer alan ikinci unsur, reel ücretlerin baskılanmasının, enflasyonla mücadelenin bir parçası olarak görülmesidir. Bu yaklaşım, firmaların süper kârlarının enflasyona yaptığı katkıyı görmezden gelir. Buna karşın, enflasyon döneminden kârlı çıkan ve faiz artışlarından faydalanan toplumun en zengin yüzde 10’luk kesiminin yarattığı talebi, zaten reel ücretleri muazzam oranda erimiş geniş toplum kesimlerinin alım güçlerini daha da aşındırarak kontrol etmeye çalışmak, bu yaklaşımın temel çelişkilerinden biridir.
TCMB’ye hakim olan bu dar-ideolojik bakış, başta asgari ücret olmak üzere, genel olarak ücret artışlarını hedefe koyuyor.
Kısacası, TCMB’nin ortaya koyduğu para politikası çerçevesi TL’nin reel olarak değerlenmesine ve reel ücretlerin baskılanmasına dayanıyor.