Bağdat’ın kontrolüne tabi olmayan vilayet meclisi, bulunduğu vilayetteki valiyi seçmekten bütün kamu harcamalarını yapmaya ve yönetime dair karar almaya varacak kadar geniş yetkilere sahip. Yine vilayet meclisi tarafından seçilen valiler de Türkiye ile kıyaslanamayacak kadar geniş yetkilere sahip olarak koltuğa oturuyor. Buradaki tek kriter, vilayet meclisince alınan kararların Irak Anayasası ile çelişmemesi.
Yani Irak’ta Türkiye, İran, ABD, Suudi Arabistan gibi ülkeler dahil olmak üzere yerel ve bölgesel güç savaşlarının bu vilayet meclisleri savaşları ile başladığını söylemek yanlış olmaz. Özellikle yer altı zenginlikleri ile öne çıkan Kerkük gibi yerlerdeki vilayetleri alan, Bağdat’ta kurulan nüfuz masalarında da söz sahibi olur.
Bu seçimde Kerkük neden öne çıktı?
Irak’ta 4 yılda bir yapılması gereken vilayet meclisi seçimleri 10 yıldır yapılamıyordu. Bu nedenle vilayetlerde bir çeşit statüko oluşmaya başlamıştı.
Dünyanın en zengin ve en refah kentlerinden biri olması gerekirken daha şehre girişte sefaleti göze çarpan Kerkük’te 18 yıldır seçim yapılamıyordu. Bunun sebeplerinden biri de Kerkük’ün 2005 Irak Anayasası’na göre Bağdat ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasındaki tartışmalı bölgelerden biri olması. Yani kentin hangi merkeze bağlı olduğu anayasaya göre bir referandum ile belirlenecekti ancak bu referandum geçtiğimiz 18 yıl boyunca yapılamadı.
Kerkük’e gözlerini dikmiş olan Türkmenler, Kürtler ve Araplar kentin kendilerine ait olduğunu iddia ediyor. Hatta en son IŞİD ile mücadele döneminin ardından IKBY bir atak yaptı ve bağımsızlık referandumuna gitti. Kerkük dahil tartışmalı bölgelerde de sandık kurduran IKBY, Peşmerge güçleri tarafından IŞİD’den temizlenmiş bölgelerde hak iddia ediyordu. Ancak referandum Erbil’in planlandığı gibi gitmedi. Ayrıca ABD’nin göz yumması, İran’ın devreye girmesi ve İran destekli Haşd-ul Şaabi’nin Kerkük’te kontrolü ele almasıyla birlikte bu girişim suya düştü. Ancak IŞİD saldırıları döneminde ve sonrasında hem Kürtler yani KDP ve KYB kendi içinde bölündü hem de Türkmenler Sünni ve Şii olarak ayrıştı. Velhasıl iştah kabartan petrol denizinin üstündeki kentte durum daha da karmaşık hal aldı.