
MUSTAFA ALP DAĞISTANLI
mustdagistanli@gmail.com
Bir ne’de sorun yok, soru var; iki ne’de soru yok, sorun var.
Ne demek istedim?
Herkes böyle kurar bu cümleyi: “Ne demek istedim?”
Ama şu cümleyi herkes şöyle kurmuyor:
“Bugün ne denizde, ne derede yüzebildim.”
Kimileri şöyle kuruyor:
“Bugün ne denizde, ne derede yüzemedim.”
“Ne…ne” kalıbı zaten olumsuzdur, bir de yüklemi olumsuz niye yapalım? Tartışma işte burada çıkıyor. Bu “ne… ne” bağlacını enine boyuna inceleyen Tahir Nejat Gencan’dan (Dilbilgisi, TDK Yayınları, 1971) öğreniyoruz ki yeni değil bu konudaki çekişme. Ebuzziya Tevfik’le Ahmet Mithat Efendi arasındaki tartışma öyle alevlenmiş ki makalelerle işin altından kalkılamayacağına kanaat getiren Ebuzziya kalkmış Ne adlı bir kitap bile yazmış (Ne Edât-ı Nefyî Hakkında Tetebbuat). Ama Efendi’ye işlememiş bu, hem Ebuzziya’ya hem de onu destekleyen başka bir yazara şöyle cevap vermiş:
“Ne senin, ne de onun kitabı işe yaramaz.”
E tabii bu cümle de Ebuzziya’ya yanlış geldiği için tartışma sürmüş. Yazarlarımız işin içinden çıkamamış. Recaizade Mahmud Ekrem, Talim-i Edebiyat’ında, konuyu etraflıca ele almış ama sonunda kararı okurların zevkine ve zihnine bırakmış. Muallim Naci “yerine göre” her iki biçimde de yazılabileceğini söylemiş, Falih Rıfkı Atay, “Bu zevke bağlı bir iştir” demiş.
Gencan, “ne…ne” bağlacının kullanıldığı farklı bütün durumları örnek cümlelerle sıralıyor kitabında, kural çıkacaksa böyle bir incelemeden çıkar diye. Şimdi size bu incelemenin özetini çıkarmayacağım, Memet Fuat’ın (Dil Üstüne, Adam Yayınları) çıkardığı özeti aktaracağım, ondan iyi yapacak değilim ya.
Yüklemleri olumlu kullanmanın daha yakışıklı olduğu örnekler:
1) “Ne…ne” bağlacının her biri ayrı bir bağımsız önermede ise;
Örnek: Ne ölüye ağlar, ne diriye güler.
2) İkinci bağımsız önermenin yüklemi düşmüşse;
Örnek: Ne şiş yansın, ne kebap.
3) Birinci bağımsız önermenin yüklemi düşmüşse;
Örnek: Ne öldüğünü, ne unduğunu ister.
4) Aynı tümcede “ne…ne”lerle bağlanan öğeler yükleme yakınsa;
Örnek: Mutluluk ne ünde, ne parada, ne eğlencede, ne de köşesine çekilmededir.
Şimdi de yüklemin olumsuz kullanıldığı durumlara bakalım:
1) Bir tümcede “ne…ne”lerle bağlanan öğeler, yüklemden uzaksa, araya başka öğeler girmişse;
Örnek: Ne okuldaki öğretmenler, ne ben, bütün çabalarımıza karşın, ona doğru dürüst okuyup yazmayı öğretemiyorduk.
2) Yüklem “ne…ne”lerden önce gelmişse;
Örnek: Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere.
3) “Ne…ne” bağlacının bulunduğu önermenin yüklemi koşullu ise;
Örnek: Ne sen, ne ben işe karışmasaydık.
4) “Ne…ne”lerle bağlanan öğelerin yüklemi, çekimli fiil değil de, fiilimsilerse;
Örnek: Ne kitabı, ne defteri bulamayınca kızdı.
5) Yüklemden önce olumsuzluğu pekiştiren bir zarf, bir tümleç ya da arasöz varsa;
Örnek: Bugün ne bahçeye, ne sokağa hiç çıkmadım.
Pek alengirli görünüyor, değil mi? İşte bu durum kimi yazarları bezdiriyor, bezdirmiş. Melih Cevdet Anday şöyle diyor mesela (Açık Pencere, Everest Yayınları):
“… o ‘ne…ne…’ sözcükleri var ya okurken sinirlerimi bozuyor. ‘Ne suçlu olduğunu ne de bu işle ilgisi bulunmadığını söylememiştir,’ diye yazanlar var. Kimi de tümceyi söylemiştir diye bitiriyor. İkincisi için doğrudur denir ama en tanınmış usta diye bilinen yazarlarımız bile uzun tümcelerde birinci biçimi kullanıyorlar. Bana kalırsa, ‘ne…ne’lerden bütün bütün vazgeçilmeli. ‘Suçlu olduğunu da söylemedi, bu işle ilgisi bulunmadığını da,’ diye yazsak pürüz ortadan kalkar.”
Memet Fuat, Gencan’ın çıkardığı kurallara uyulduğunu söylüyor, anlaşmazlığı, bağlaçla yüklem arasındaki uzaklık yakınlık durumunun nesnel bir ölçütü olmamasına bağlıyor. Memet Fuat her ikisini de doğru buluyor. “İyisi mi” diyor, “bu konuda birbirimizin işine karışmayalım, herkes kendi dil sezgisine, kendi dil beğenisine göre davransın.”
Gencan incelemesini bitirince “sonuç ve öğüt” olarak şunları yazıyor:
” ‘Ne…ne’ bağlacının anagörevi olumsuzluktur; onun için :
“I. Bulundukları tümcelerin yüklemleri olumlu olmalıdır.
“II. Olumlu eylem ya da eylemsi kullanmakta anlam bakımından, söyleyiş ve kullanış geleneği bakımından aykırılık, eksiklik seziliyorsa ne…ne’ler yerine ‘de…de’ bağlaçlarını kullanmayı daha uygun görmek gereklidir.”
Melih Cevdet’e katılmıyorum ben, “ne…ne” bağlacı bir imkandır, bir vurgu aracıdır, neden kendimizi ondan mahrum bırakalım? “Ne…ne” öyle kuvvetli bir olumsuzluk vurgusudur ki, hiç yüklem kullanmasak da olur. “Ne selam, ne sabah” deriz, olur biter ya da “Ne yağmur, ne kar”…
Memet Fuat, yazıda “en sıcak yasa”yı şöyle açıklıyor: “Anlamın duralamadan, ikinci bir okumaya gerek duyulmadan algılanmasıdır.“
Çok güzel. İşte tam da bu yüzden, tam da “ne…ne”nin olumsuz yükü bu kadar belirgin olduğu için yüklemin olumsuz olması okuru yadırgatır, yadırgatabilir. Fakat uzun “ne…ne”li uzun cümlelerde, Memet Fuat’ın dediği gibi bağlaçla yüklemin arasına başka unsunların girdiği cümlelerde o olumsuz vurgu kaybolabiliyor, unutulabiliyor. Ben Gencan’ın öğütüne ek olarak, bu durumlarda da “ne…ne” bağlacı yerine “de…de” kullanılması ya da cümlenin “hem…hem”le kurulması taraftarıyım.
Kısacası, “ne… ne”nin getirdiği zenginlikten vazgeçmeden yaratacağı sorundan kaçmak istiyorum, bulduğum yol da bu.
Bu kadar sıkıcı lafı cânım Fuzuli’yle bağlayayım:
Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayri