CENK SİDAR
Gündemden sıyrılıp önümüzdeki sekiz senelik sürece bakmak önemli. İşin şakası yok. Türkiye temel bir kırılma noktasında.
Ya gerginliklerle ve otoriter rejimle enerjisini tüketen, potansiyelini yavaşça kaybeden bir Türkiye olarak kalacağız ya da birlik içinde üreten, büyüyen, hakça paylaşan demokratik ve güçlü bir Türkiye yaratacağız.
Türkiye Cumhuriyeti için 2023 kritik bir eşik. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Cumhuriyetimizin 100. yaş coşkusunu tekelleştirmeye, bu önemli eşiğin içini altyapı projeleri ve gerçekleştirilmesi kağıt üzerinde imkansız makroekonomik hedeflerle boşaltsa da ülkedeki sol/demokrat çevreler olarak, 2023’ü kimsenin tekeline bırakmaya niyetimiz yok.
Bizim de kendi 2023 vizyonumuz hakkında söz söylemeye hakkımız var.
Biz 2023’te nasıl bir Türkiye istiyoruz?
Bu soruya verdiğimiz cevap doğrultusunda bugün kolları sıvamazsak bu tahayyülümüzü gerçekleştiremeyeceğiz.
İki Türkiye tahayyülü karşı karşıya
Önümüzde duran resim net, saflar belli: 2023 için iki farklı Türkiye tahayyülü karşı karşıya!
AKP’nin mevcut otoriter, baskıcı ve tek-adamcı sistemine karşı, siyasi ve toplumsal muhalefetin demokrat, özgürlükçü ve çoğulcu sistemi.
Türkiye arada derede kalamayacak; bu rejimlerinden birini sahiplenmek zorunda kalacak.
İki sistemden ilkinin savunucusu apaçık ortada: AKP!
Özgürlükçü ve demokrat rejimin savunucuysa büyük ama dağınık bir koalisyon.
Asimetrik mücadele
Mücadele asimetrik. Otoriter sistemi savunanların devasa bir maddi gücü var. Bu mücadeleyi kaybettikleri senaryoda her şeylerini hatta özgürlüklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyalar.
Demokratik ideali savunanların maddi güçleri zayıf, devlet kurumlarına sahip değiller ve propaganda makinesi olacak çalışacak medya grupları yok.
Ama bu haklı mücadeleyi daha iyi bir geleceğe kavuşmak adına canlarını, ailelerini ve mallarını riske atarak veriyorlar.
Her şeylerini kaybetme riski olan otoriter rejim savunucularının birincil önceliği ülkenin bekası değil, kişisel çıkarları: kendilerinin ve ailelerinin gelecekleri.
Çünkü güçlerini korumak ve daha da güçlenmek adına yasal çerçevenin dışına çıktılar.
Alan dar, hedef ulvi
Meselenin bu denli kişiselleşmesi ülkedeki siyasi iklimi daha vahşi hale getiriyor. İçinde bulundukları sıkışmışlık durumu Makyavelist bir tutumla gücü kaybetmemek adına her şeyi yapmalarına olanak tanıyor.
Muhalif kanat ise rakiplerinin belirlediği dar alanda, onların belirlediği hukuk kaideleri içerisinde hareket etmek zorunda. Alan dar ama hedef ulvi!
Elini taşın altına sokma zamanı
Tarihte benzer toplumsal mücadelelerden her zaman kişisel değil, kamusal çıkarlar için mücadele eden taraf galip çıktı. Eninde sonunda ülkemizde de nihai sonuç bu olacak.
Peki bu mücadeleyi kim verecek ve kimler kazanacak? Ülkenin nitelikli, çağdaş, demokrat ve idealist gençleri!
Dünya ekonomisine ve siyasetine yön veren demografik grup 25-50 yaş arası yaratıcı ve nitelikli işadamları, siyasetçiler ve akademisyenler. Türkiye’nin geleceğini de bu grup şekillendirecek.
Uzağa bakmaya da hiç gerek yok: Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nı başlattığında 39 yaşında. Bugün mecliste en az temsil edilen 40 yaş altı grupta. (Türkiye’de seçmenin yarısını oluşturan 40 yaş altı nüfus mecliste sadece yüzde 9 oranında temsil ediliyor) Liderliği bırakın mecliste olması güç!
Mesele hakkaniyetli bir demografik temsil meselesi değil, mesele ülkeyi içinde bulunduğu girdaptan kurtarabilmek: Nitelikli, genç ve enerjik muhalefetin iktidar yarattığını görmek için kendi yakın tarihimize de bakmak yeterli olabilir. 1970’lerde CHP’yi başarıya taşıyan kadro gene 30 ve 40’lı yaşlarında bir kadroydu.
Türkiye’nin mevcut gidişatını tersine çevirecek ve aydınlık bir 2023 rotasına sokacak grup da gene bu grubun katacağı ivme ve dinamizm.
Gezi olaylarında siyasallaşan ama bu ilgisini mevcut siyaset kurumunun yetersizliği nedeniyle kaybeden Türkiye’deki 17-40 yaş arası grubun artık elini taşın altına sokması şart!
Çünkü mevcut durumun en büyük kaybedeni kendisi olacak. Bugün çocuk ve genç olanlar 2023 yılı ve sonrası Türkiye’sinde yaşayacak, iş kuracak, üniversitede ders verecek bürokrat olacak, ticaret yapacak, gazetecilik yapacaklar…
Türkiye’nin hep konuştuğumuz ama gerçekleştiremediğimiz ‘potansiyel’ini gerçekleştirmemiz için bu nihai şans olabilir.
Bu potansiyel gerçekleştirilemezse bunun zararını ülkeyi bugün karanlık istikamete sokanlar değil, geleceğin Türkiye’sinde potansiyeli heba edilenler çekecek.
Nasıl bir yol haritası ve ideoloji?
Yeni siyaset demokrat, genç, dinamik ve namuslu olması gerektiği gibi aynı zamanda tutarlı bir ideoloji, birikimli kadrolar ve verimli örgütlenme modelini gerektiriyor.
Doğal kaynaklara sahip olmayan, mevcut sektörlerle büyümesinin azami sınırlarına dayanan, cari açık-enflasyon gibi verilerinin dengesizlik gösterdiği ve küresel dalgaların aleyhimize yön değiştirmeye başladığı bir konjonktürde Türkiye zorlu bir sürece giriyor.
Bu zorlu süreçte izlenmesi gereken yol haritasını ortaya koyarken meselenin ekonomik ve siyasi boyutunu bağdaşık bir şekilde ele almamız, yeni bir siyasi ve ekonomik yol haritası oluşturmamız lazım.
Geçtiğimiz Haziran ayında yayımladığım ‘Türkiye Rüyası Yeni Siyaset’ adlı kitabımda sosyal demokrat düşünceyi mevcut emek-sermaye ilişkisine ek olarak sosyal mobilite, kimlik, fırsat eşitliği ve mağduriyetler üzerinden bakmaya çalışan geniş bir çerçeve çizmeye gayret ettim. Bunu siyasetin değişen parametreleriyle, istatistiki verilerle ve makro trend analiziyle desteklemeye çalıştım.
Demokratikleşme, ekonomi, dış politika, enerji ve güvenlik alanlarının birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceği ve meselelerin her birinin birbiriyle bağdaşık analiz edilmesi gerekiyor.
Demokrasi lüks yahut tercih değil, temel gereklilik!
Türkiye’nin önündeki en büyük risk artan kutuplaşma, otoriter eğilim ve buyurgan rejim. Türkiye’nin ekonomik olarak ilerlemesi ve gelişmesi için daha fazla demokrasiye daha fazla özgürlüğe ihtiyacı var. Bu bir lüks yahut tercih değil, bir gereklilik!
Ekonomide makroekonomik denge, katma değeri yüksek üretim ve ihracatın artırılması temel unsurlar. Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi iklim ekonomik gelişimin geleceği için temel soru işaretleri yaratıyor.
Siyasal iradenin yargıya müdahale ettiği, siyasi vergi baskınlarının yapıldığı, muhalif olmanın erdem değil suç görüldüğü, internetin sansürlendiği, medyanın siyasetin tekeli altına alındığı siyasal sistemlerde yaratıcı ve girişimci bir sınıfın ortaya çıkıp, katma değeri yüksek ürünler üretip ihraç etmeleri beklenemez.
Ekonomi ve siyasette yaratıcı bireylerin değer yaratabileceği bir iklimin inşa edilmesi siyasetin en temel görevlerinden biri olmalıdır. Burada da ülkenin gençlerine önemli görev düşüyor. Toplumda yaratıcı grup her zaman gençlerdir. Bu ekosistemin yokluğundan en fazla zarar görenler de!
Dış politikada da Batı ailesinin bir parçası olarak solun ana değerleriyle uyumlu bir yol haritası izlenmesi gerekmekte. Türkiye’nin hem bölgede hem dünyaya istikrar ihraç eden, etkili ve uluslararası problemlere duyarlı bir aktör olmasının kilit noktası tam demokratik ve seküler bir sistemle güçlü bir ekonomiyi entegre edebilmek.
Potansiyel ilelebet baki kalmaz
Türkiye’nin ‘potansiyel’i büyük ama ismi üzerinde sahip olduğumuz sadece bir ‘potansiyel.’
Potansiyel ilelebet baki kalmaz. Potansiyeli gerçekleştiremediğiniz zaman potansiyel kaybolur. Türkiye mevcut iktidarın ülkeyi getirdiği tıkanıklıkla bu potansiyeli kaybetmek üzere. Bu yüzden yeni bir siyaset ve yeni bir ekonomik ilerleme modeline her zamankinden daha çok ihtiyacı var.
Teknoloji bütün maddi imkansızlıklara rağmen bize büyük kitlelere ulaşma şansını bize veriyor. Havuz medyasına sahip olmayan bir muhalefetin de sesini duyurma şansı sosyal medya ile mevcut. İktidar sosyal medyadan bu yüzden korkuyor.
Türkiye’yi aydınlık bir 2023’e sırtlayalım
Zemini ne olursa olsun bu yeni siyaseti kurabilecek tek güç de ülkenin nitelikli, donanımlı, çağdaş ve aydınlık gençleri. Bu süreçte nitelikli gençlerle daha tecrübelilerin dengeli işbirlikleri kurması gerekiyor.
Gezi bunun sinyaliydi. Bu nitelikli gençler Gezi ruhunu güçlü bir sol/demokrat ideoloji, etkin liderlik, teknolojik örgütlenme harmanıyla iyi işleyen bir politik makine haline getirecek ve ülke bu makineyi çalıştırıp ülkeyi ileriye taşıyacak.
Hafta sonu kaybettiğimiz büyük değerimiz Yaşar Kemal’in “Yaşam umutsuzluktan umut üretmektir” sözüne kulak vermeli, yaşadığımız bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye’nin geleceğinden umutlu olmalıyız!
En umutlu olabilecek kesim de gençler, çünkü gençler geleceğe bakar. Hep beraber geleceğe bakalım, Türkiye’yi aydınlık bir 2023’e sırtlayalım!