
MURAT SEVİNÇ
Kılıçdaroğlu ve muhalefet partilerine oy verip de morali bozulmayan yoktur. Kendi adıma, yalan söyleyecek halim yok, elbette canım sıkkın. Yakın çevrem de aynı durumda.
Oysa muhalefetin kazanması milyonlarca AKP’li sade yurttaşı hiç üzmeyecek, yaşamlarını hâlihazırda olduğundan daha çekilmez hale getirmeyecekti. Ancak mesele bunu anlatabilmekte, gösterebilmekte. Anlatmak için temas gerekiyor, temas için İslamcılar tarafından özenle örülen duvarda gedik açabilmek. Her neyse…
Şu yaşıma dek beni en çok yaralayan, meşhur 1 Kasım 2015 seçimleriydi doğrusu, onca kaybın ardından farklı kazandıkları seçim. Bu seçim ise Cumhuriyet’in en kritik seçimiydi, yalnızca ülke, toplum, yakın geleceğimiz için değil; tek tek, arkadaş eş dost için de. Sorgusuz sualsiz işinden edilenler, yıllarını boşuna cezaevinde geçirenler…
Seçimin Meclis faslını iktidar kazandı, cumhurbaşkanı seçimi ikinci tura kaldı. İkinci turun bir ihtimal olduğunu, ancak ilk turda Kılıçdaroğlu’nun önde bitireceğini düşünüyordum. Yanıldım.
Şimdi iki haftalık bir süre var, 28 Mayıs’ta ikinci tur yapılacak.
Bir parti-devlet rejiminde hangi rakamın saat kaçta açıklandığı, hangisinin diğerini tutmadığı tartışmalarını uzatmanın bir işlevi kalmıyor, en nihayetinde bize ‘ilan edilen’ bir sonuç, rakam var. Üstelik, deveye boynun neden eğri diye sormuşlar… Anayasaya göre aday olamaması gereken bir adayın ilk turda önde olmasından söz ediyoruz!
Kemal Kılıçdaroğlu bugüne dek denenmemiş bir yol seçti, elinden geleni yaptı, çalıştı çabaladı. Oy yüzdesi hiç az değil, haksızlık etmek istemem. Belli ki ittifaktaki partilerin Kılıçdaroğlu’nun oyuna anlamlı (kazandıracak) bir katkısı olmadı. İkinci turda kazanma şansı var mı, elbette var. Kolay değil kuşkusuz ve herkes o zorluğun farkında.
Bu aşamada iki önerim var. Sağa sola dağıtacak kadar aklım yok, dolayısıyla önerilerin akıl verme gibi değil, birlikte düşünme ve atlatma çabasına bir katkı isteği olarak görülmesini isterim.
Partiler ve aynı safta yer alan farklı görüşler birbiriyle uğraşmayı iki hafta ertelemeli. Kılıçdaroğlu şunu bunu yapmalıydı, aday olmamalıydı, adaylık ilanında geç kalınmamalıydı, ittifakı o şekilde inşa etmemeliydi, danıştıklarını değiştirmeliydi, T. Özkan’ın onun yanında ya da eski AKP’lilerin ittifakta ne işi vardı, ortak liste olmalıydı-olmamalıydı vs. üzerinde binlerce sayfa yazılabilir, sabaha kadar tartışılabilir. Ya da örneğin, HDP ile TİP arasındaki polemiklere, ‘stratejik oy’ çözümlemelerine biraz ara verilse herhalde Türkiye solu ve sosyal medya ahalisinin çok büyük bir kaybı olmaz. Herkesin şapkasını önüne alıp düşünmesi gereken konular ve bunları konuşacak bolca zaman var.
İkincisi ve daha önemlisi, muhalefet ne yapıp edip önümüzdeki bir-iki gün içinde seçmenine moral verecek, onların ruh halini değiştirecek bir yol bulmalı. Heyecan yaratmalı, bir yandan seçmenini sandığa firesiz çekerken diğer yandan insanlık için kısa ancak bir seçim için uzun sayılabilecek iki haftalık sürede ittifak-ikna çalışmalarıyla hummalı bir faaliyet yürütmeli. Çılgınlar gibi çalışmalılar. Ben sade yurttaşım ve moralim bozulabilir, ancak kurumların canı sıkılamaz, böyle bir hakları yok.
Eğer tüm liderler samimiyetle Kılıçdaroğlu için çaba harcamaz, seçmene umut vermezse ikinci turda hüsran yaşanır. Yalnızca bizler değil, siyasetçiler için de. Oyunu çevirmek kendi ellerinde. Olur olmaz başka mesele, ancak insanlar içten bir çaba görmeli ve sandığa yine koşarak gitmeli. Bu sistemde cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmanın, pek çok açıdan Meclis çoğunluğunu elde etmekten daha kritik olduğu anlatılmalı.
Muhterem muhalif okur, velev ki ikinci kez de kaybettik seçimi, eyvallah, hiçbirimiz buharlaşmayacağız, yaşam da mücadele de şu ya da bu biçimde sürecek. Türkiye kimsenin babasının tapulu malı değil, hepimizin. Seçim boyunca tanık olduğumuz değişim istek ve heyecanı orada olduğu gibi duruyor, duracak. Buna mukabil kabul etmek gerek, artık her şey çok daha zahmetli olacak ve ‘rejim’ iyice pekişecek. Ancak şimdi bunları düşünecek zaman değil. Tek derdimiz ikinci tur olsun. Kazanırsak ne âlâ, eğer kaybedersek onu da kaybettiğimizde düşünürüz.
Hayal kırıklığı, mutsuzluk, bıkkınlık, umutsuzluk… hepsi insan için, doğru, ama şimdi ikinci tur için uğraşalım yine de, gerekirse iki hafta sonra sıkarız canımızı.
Bıkmadan, usanmadan, kuyruğu dik tutarak…
Ve dört-beş yılda bir sandığa gitmenin yaşamımız üzerinde böylesine belirleyici olmayacağı bir demokratik sisteme kavuşacağımız günler uğruna mücadeleden vazgeçmeyerek.