Can Ataklı: Kılıçdaroğlu'nun arkasındaki iskeletli resim de neyin nesi?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Seçimlere sadece iki hafta kala CHP genel başkanının propaganda çalışmaları hayli hız kazandı.

Gündüz ülkenin bir ucundan ötekinde yapılan mitinglere yetişen Kılıçdaroğlu akşamları da evinden canlı Twitter video yayınları yapıyor. Genellikle mutfaktan yapıyordu bu yayınları CHP genel başkanı.

Şimdi farklı yerleri kullanıyor ama yine evinin içinden.

Son videolarından birinde Kılıçdaroğlu’nun arkasındaki Türk bayrağının yanında asılı duran bir tablo dikkatimi çekti. Büyütüp bakınca bunun sanki elinde kadeh tutan bir iskelet olduğu anlaşılıyor. Peki neyin nesidir bu iskelet? Bu iskelet 2012 yılında Hatay ilimizde bulunan bir mozaik. Tarihi hakkında çeşitli iddialar var. 2 bin 400 yıllık olduğu söylenmişti önce. Daha sonra milattan sonra 3’üncü yüzyıldan kalma olduğu ileri sürüldü. Ama asıl tartışma konusu üzerindeki yazı üzerinde yapılıyor.

Bu mozaik bulunup Antakya Müzesi’nde sergilenmeye başladığında üzerindeki yazının “Neşelen, mutlu ol, hayata katıl” olduğu belirtilmişti. Ancak mozaik üzerinde daha kapsamlı araştırmalar yapan uzmanlar yazıda sadece “Neşelen” bölümünün okuduğunu gerisinin ise buna eklenen uygun kelimeler olduğunu açıkladılar.

Aslına bakarsanız üzerinde ne yazarsa yazsın, bu mozaik hayatın ne denli kısa ve geçici olduğunu anlatmıyor mu? Bütün hayatınız keyifle geçse, bir eğlenceden ötekine koşsanız da sonumuz belli değil mi?

Bu elbette kaderci bir anlayışla her şeye boyun eğmek anlamına gelmez. Sadece gerçeği bilmek yeter bence. Gerçeği bilince hayata bir anlam katmak, dünya tarihine göre göz açıp geçene kadar sürdürdüğümüz hayatı ne kendimize ne başkalarına zehir etmemek en güzeli.

Kemal Kılıçodaroğlu bu resmi çalışma odasının duvarına neden astı, asarken ne düşündü açıkçası bilmiyorum. Ama vardır mutlaka bir hikayesi.

Can Ataklı’nın yazısı