Türkiye devlet yönetimindeki benzeri görülmemiş çürümenin deprem felaketiyle cascavlak açığa çıktığı ve 20 yıldan beri bu ülkeyi yönetenlerin suç üstü yakalandığı ortamda çok kritik bir seçime gidiyor. Bir yandan seçim sürecinin nasıl yaşanacağı, Türkiye’yi yeniden demokratik rejime kavuşturma iddiasındaki Millet İttifakı’nın yola nasıl devam edeceği, diğer yandan yoğun bakımdaki ekonominin bu süreçten nasıl etkileneceği merak konusu olmaya devam ediyor.
Bu arada deprem felaketinin ekonomimize maliyeti konusunda ilginç bir “yok mu arttıran” yarışması yaşanıyor. Seçim sonuçlarının ekonomimizin gidişatını nasıl etkileyeceği konusunda da bahisler açılmış durumda. Ülkemizde uçuk tahmin yapıp meşhur olmaya hevesli cazgır ekonomistlerin keyfi yerinde yani.
Türkiye depremin gölgesinde bu heyecanı yaşarken uluslararası finans sistemi ise bundan sonra nelere yol açacağı kestirilemeyen ürkütücü bir türbülansa girmiş görünüyor. Türbülanstan büyük zarar göreceği anlaşılan kişiler arasında parasını en güvenli sayılan İsviçre bankalarında değerlendiren büyük para sahiplerinin de bulunması kaygıları daha da artırıyor.