FREDERIKE GEERDINK
Akif,
Neden kadınlar için kullanılan bir hitap biçimini bana karşı aşağılayıcı biçimde kullanıyorsun? Bunun bal gibi cinsiyetçilik olduğunun farkında değil misin?
Makalenden vardığım sonuç şu: Kürt meselesine dair yazdığım onca yazıyı doğru dürüst okumamışsın. Bu, öteden beri asabımı bozar; ben yazılarımı yazarken sözcükleri özenle seçerim, gelgelelim bazı okurlar önyargılı zihniyetleriyle ne anlamak isterlerse onu anlar.
Türkiye’de ‘onurlu bir barış’tan yanayım
Örneğin, sen benim ‘Silahlar Kürtlerin güvencesidir’ diye yazdığımı sanıyorsun. Halbuki bu, benim değil, yıllar önce Leyla Zana’nın söylediği bir söz. Ben, Öcalan’ın kısa zaman içerisinde kalıcı ateşkes ilan edeceği söylentisi üzerine yazdığım bir analizde alıntıladım sadece bu sözü. Kürtlerin artık bir güvenceye gerek duyup duymadığını irdeliyordum o analizde. Türkçe’sini buradan, İngilizce’sini de buradan okuyabilirsin.
Aynı analizde, Gültan Kışanak’ın benim de katıldığım bir basın toplantısında söylediği şu sözü de ele almıştım: “Hayatınızda hiç silahlı bir hareketin karşı taraf herhangi bir tavizde bulunmadan silah bıraktığını gördünüz mü?” Düşüncem şuydu: PKK daha Kürt sorunu çözülmeden kalıcı bir kalıcı ateşkes ilan ederse ‘onurlu bir barış’ elde etme hedefinden vazgeçmiş olmaz mıydı? Bu benim için hayal kırıklığı olurdu, çünkü ben tüm kalbimle Türkiye’de ‘onurlu bir barış’tan yanayım.
Yaptığına ‘manipulasyon’ denir
Akif, seni doğru mu anlıyorum acaba? Makalenden, Avrupa’da ifade özgürlüğün geriletilmesini desteklediğin sonucunu çıkarıyorum… Belki de destekliyorsundur gerçekten. Ama ben desteklemiyorum.
Ben, verdiğin örnekte bahsettiğin Fransız komedyen Dieudonné M’bala M’bala’ya dava açılmasını doğru bulmuyorum.
Verdiğin diğer örneği, Charlie Hebdo saldırısını kınamadı diye hakkında dava açılan 14 yaşındaki Fransız çocuğu, kale bile almıyorum. Öyle bir şey yok ve bunu sen de biliyorsun. Bazı okuyucularının, bu zırvaya inanacağını bildiğin için sen uydurdun bunu. Buna ‘manipulasyon’ denir.
Ne PKK’yi alkışladım, ne Öcalan’ı yücelttim
Dieudonné örneğine dönersek, söyler misin lütfen, benimle ne alakası var? O bir komedyen; ben ise bir gazeteceyim.
O, “Kendimi Charlie Coulibaly gibi hissediyorum”* dedi. Ben Öcalan ya da başka biri için hiçbir zaman böyle bir ifade kullanmadım. Hiçbir zaman ne PKK’yi alkışladım, ne Öcalan’ı yücelttim.
Söylemek bile gereksiz ama hiçbir zaman şiddet çağrısında ya da PKK’ye insan öldürmeyi sürdürme çağrısında da bulunmadım. Böyle bir şey tahayyül dahi edilemez.
Tam aksine: Ben Diyarbakır’a 2012’de vaat edilen barış üzerine gazetecilik yapmak için geldim. İsteyeceğim en son şey yeniden Türkiye’de şiddet üzerine haber yapmaktır. Bunu da kaleme aldım bir yazımda.
Avrupa’da yazılıp çizilenlerden bihabersin
Demişsin ki, eğer Avrupa’da IŞİD ya da El Kaide hakkında Türkiye’de PKK’yle ilgili yazdığım gibi yazsam hapsi boylarmışım. Bir kere Avrupa’da IŞİD’ı desteklersen hapse gireceğin doğru değil (hatta IŞİD lehine gösteri yapılmasına bile izin veriliyor Avrupa’da, çünkü demokrasilerde gösteri hakkına değer verilir).
Dahası, bunu öne sürmen, benim yazdıklarımdan ve Avrupa gazetelerinde yazılıp çizilenlerden ne kadar bihaber olduğunu gösteriyor. Türkçe dışında bir dil bilip bilmediğini merak ediyorum doğrusu Akif.
Avrupa’daki gazeteler IŞİD hakkında, benim PKK ve daha geniş ölçekte Kürt politik hareketi hakkında yazdığım yazılarla kıyaslanabilecek yazılarla dolu. Bu yazılarda IŞİD’in nasıl doğduğu, askeri açıdan nasıl bu kadar kuvvetlendiği ve mesela Avrupalı Müslümanları neyin IŞİD’e çektiğini irdeliyor.
Buna ‘analiz’ diyoruz; dünyada olup biteni anlama çabası yani. Mesleğimin en sevdiğim yanlarından biri bu. Ve bugüne kadar Avrupa’da haber analiz yazdığı için hapse atılmış tek bir gazeteci yok.
Daha kolay anlaman için
Daha kolay anlayabilmen için bazı kıyaslar yapacağım Akif….
Farz et ki ben Almanya’da çalışan bir gazeteciyim. Ne yapardım biliyor musun? PEGIDA hareketini anlamaya çalışırdım mesela; kökenleri ne, liderleri kimler, hedefleri ne? Bu hedeflerine nasıl varmaya çalşıyorlar, kim niye destekliyor bu hareketi? Ve tabii Almanya’da bir o kadar insan da neden Pegida’ya karşı sokağa dökülüyor? Bu sorulara yanıt arardım…
Kendi ülkemde, Hollanda’da çalışıyor olsaydım, Geert Wilders’ın nasıl bu kadar destek toplayabildiğini araştırırdım. Yaşıntılarını ve düşüncelerini daha iyi anlayabilmek için belki de destekçilerinin çoğunlukta bulunduğu bir şehirde ya da mahallede otururdum. Ya da belki Müslümanların çoğunlukta bulunduğu bir yerde; böylece Wilders’in ırkçılığının hedefindeki Müslüman topluluk üzerindeki etkileri hakkında yazabilirdim.
Böylesi mesleki tercihler, benim PEGIDA veya Wilders’ı desteklediğimi mi gösterirdi? Senin adına yanıt vereyim Akif. Hayır!
Neden korkuyorsunuz?
Benim gazetciliğimi niye propaganda olarak değerlendirdiğini de anlamış değilim. Yoksa benim yapmaya çalıştığım gibi, ne olup olmadığı doğru dürüst anlatılırsa insanların PKK ve Kürt hareketini, destekçilerini, hedeflerini tam olarak anlaması, hatta belki de en azından hedeflerine anlayışla yaklaşması mı mesele? Senin ve uğruna kalem oynattığın hükümetin korkusu bu mu yoksa?
PKK ile IŞİD arasında benzerlik kurmak suretiyle düştüğün bir başka temel fikri hataya ise girmek bile istemiyorum. Sadece gazetecilik açısından ikisi arasındaki farka dair bir not: Cemil Bayık ile söyleşi yaptığımda, beni kibarca buyur etti, sorularımı yanıtlamaktan kaçınmadı, su ve karpuz ikram etti. Peki ya bir IŞİD lideriyle söyleşi yapmaya gitsem başıma ne gelirdi sence? Bana önce tecavüz eder, sonra ya kafamı keser ya da beni diri diri yakardı.
Sen o kudretli adam ve o kudretli partinin sözcüsüsün
Dediğim gibi bu hatana girmek istemiyorum, çünkü PKK’nin hiçbir biçimde IŞİD’le kıyaslanamayacağını sen de pekala biliyorsun. Ama tabii bu kıyaslamayı yapmaya mecbursun. Ne de olsa akla gelebilecek her türlü bağla bağlı bulunduğun o kudretli adam ve o kudretli parti de yapıyor bunu. Ve sen tam da onların sözcüsüsün.
O yüzden de yazarken özgür değilsin, bağımsız değilsin. Ben ise hiç kimseye bağlı bulunmamaktan, bağımsız bir gazeteci olmaktan ve paramı sadece ve sadece, gazetecilikten başka bir derdi bulunmayan medya organlarından kazanmaktan öyle memnunum ki…
Tanrı vergisi değil, ‘evrim’
Ve hayır, Tanrı’ya şükretmiyorum bunun için. Beni hayatımda bu noktaya getiren tercihleri kendim yaptım, kendi yüreğim ve kendi beynimle. Tanrı vergisi değil hiçbiri, ‘evrim‘le mümkün olabiliyor ancak.
O yüzden kusura bakma Akif, tavsiyene uyup halime şükür falan etmeyeceğim. Senin için bir mahsuru yoksa, kendi pusulama, analitik kabiliyetime ve gazetecilik becerilerime güvenmeyi sürdüreceğim.
* Amedy Coulibaly, Charlie Hebdo saldırganlarının Fransız polisi tarafından kıstırıldığı saatlerde bir marketi basarak dört insanı öldürmüştü.
Akif Beki’ye soru: ‘Hollandalı gazeteci için ‘Piyondu’ demeyecekler, ya senin için?
Türk devleti yabancı bir gazeteciye karşı
Akif Beki, Hollandalı gazeteci Geerdink’e ‘teselli verdi’: Yat kalk dua et Türkiye’desin