Akademinin 'outlet'i: Taşra üniversiteleri

GİZEM SEHER

Gazeteci Tuğba Tekerek, taşradaki üniversiteler üzerine sekiz yıl süren araştırmasını kitaplaştırırken, akademi dünyasına da yepyeni bir kavram kazandırdı: ‘Outlet üniversite.’

Fotoğraf: Tuğba Tekerek

“AK Parti 2002’de iktidara geldiğinde, Niğde’den Tokat’a, Edirne’den Kars’a Türkiye’nin 40 ilinde 53 devlet üniversitesi vardı. Üstelik bu 40 ilin dışındaki pek çok küçük şehirde de üniversitelere bağlı fakülteler ve yüksekokullar açılmıştı. (…)

AK Parti 2006’dan itibaren tüm bu fakülte ve yüksekokulları, yanına yenilerini ekleyerek birer üniversiteye dönüştürdü. Üç yılda 41 ile 41 üniversite kurdu. Mayıs 2008’de Hakkari’ye de üniversite kurulduğunda, ülkede üniversitesiz şehir kalmamıştı. Ne var ki, üniversite furyası burada bitmedi.” 

Bu ifadeler Tuğba Tekerek’in İletişim Yayınları’ndan çıkan “Taşra Üniversiteleri: AK Parti’nin Arka Kampüsü” kitabından.

Türkiye bugün bir üniversite enflasyonuyla karşı karşıya. Devlet üniversitelerinin sayısı 2006’nın Ocak ayından 2022’nin ekim ayına kadar 53’ten 129’a, vakıf üniversitelerinin sayısı ise 24’ten 75’e çıktı. Tuğba Tekerek, bu üniversitelerden Kilis 7 Aralık Üniversitesi, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, Yalova Üniversitesi, Bingöl Üniversitesi ve Giresun Üniversitesi’ni odağına alıyor ve sekiz yıla yayılan bir araştırma, 150’den fazla derinlemesine mülakat, dava takipleri, Diyanet TV yayınları gibi çeşitli kaynaklardan süzdüğü bilgileri kitabında topluyor. Tekerek ile yeni çıkan kitabı üzerinden taşra üniversitelerini enine boyuna konuştuk. 

Taşra üniversitesi kavramından başlayalım. Bu kavram bize ne anlatıyor?

Taşranın ne olduğuna dair çeşitli tartışmalar var. Kimisi İstanbul’un dışını, kimisi üç büyük şehrin dışını, kimisi ise büyükşehir olmayan yerleri taşra olarak adlandırıyor.

AK Parti 2006’dan itibaren her ile bir üniversite politikası kapsamında üç yıl içinde 41 ile 41 üniversite açtı. Bu 41 il, o güne kadar üniversite açılmamış, büyükşehir olmayan, sosyal ve ekonomik açıdan ülkenin geri kalmış yerleriydi. Ben her ile bir üniversite politikası kapsamında açılan bu 41 üniversiteyi birer taşra üniversitesi olarak değerlendirip bunlardan beşine odaklandım.

‘Taşra‘ dediğimiz şeyin sınırları çok belli değil. Taşradan gelen model zamanla orta büyüklükteki ve büyük şehirlere de yayılıyor ve ülkenin genelindeki yükseköğretimde bir taşralaşma yaşanıyor. Bu nedenle taşrayı sınırları ve tanımı çok belli bir yerden ziyade, bir üniversite kurulması için gereken sosyal, ekonomik, demografik şartların olmadığı bir yer olarak düşünebiliriz. 

Sizin bu üniversiteleri araştırma motivasyonunuz neydi ve beş üniversiteyi neye göre seçtiniz?

Gezi’nin ardından üniversitelerde baskıların arttığına dair haberler geliyordu. Gezi tişörtü giyen bir akademisyenin soruşturmaya uğradığını hatırlıyorum. O dönem bir gazetede çalışıyordum. Büyük şehirlerde bunlar oluyorsa taşrada neler oluyor diye merak edip birkaç yerle görüştüm. Serbest gazeteci olduktan sonra bu proje için bir burs başvurusunda bulundum. Bu çalışmayı beş bölümlük bir yazı dizisi gibi düşünmüştüm ama Tanıl Bora bir kitaba dönüştürmemi önerdi. Zaten işin içine girdikçe derinleşti ve içinden çıkamadığım sekiz yıllık bir çalışmaya dönüştü. Beş üniversiteyi seçerken de bu üniversitelerin sosyal, ekonomik, coğrafi ve etnik yapılarının farklı olmasına dikkat ettim.

‘Temel motivasyon dinle bilimi iç içe geçirmek’

AKP ‘her ile bir üniversite’ politikasını 2006’da başlatıyor ve ilk iki yıl içinde 41 ile 41 üniversite açıyor. Bu üniversitelerle ne amaçlandı? Bu politikanın ardındaki ideolojik ve ekonomik sebepler neler?

Bu üniversiteler bölgede bir iş kapısı, ihalelerin verildiği ve esnafa müşteri getiren yerler. Diğer bir deyişle taşra üniversitelerinin bir kaynak dağıtım merkezi işlevi var. Ayrıca bu üniversiteler üzerinden AK Parti 81 ilde ve bu illerin pek çok ilçesinde kendi ideolojisi doğrultusunda konuşacak profesörleri, kendi entelektüel kadrolarını oluşturabildi. Sahadaki bilgilerin belirli bir ideoloji çerçevesinde toplanarak ve belirli bir süzgeçten geçirilerek analiz edildiği bir akademik üretim ortamı da oluşturuldu. En önemli amaçlardan biri de AK Parti ideolojisi doğrultusunda nesiller yetiştirebilmek, bu yapılamasa bile en azından gençleri belirli bir çerçevede kontrol altında tutabilmek. Bu üniversitelerin temel motivasyonları arasında kampüslerde dinle bilimi iç içe geçirmek ve üniversitenin, bilimin zihinlerdeki anlamını değiştirmek de yer alıyor.

Bir yandan üniversitelerin bulunduğu bölgedeki hayatı değiştirme ve dönüştürme potansiyeli de var. Kitabınızda da üniversite gençliğinin bölgeyi bir anlamda modernleştirdiğine dair benzer örnekler vardı.

Bence bu kaçınılmaz bir sonuç. Taşra üniversitelerinin az sayıdaki olumlu faydalarından biri bulundukları bölgeyi gençlik kültürüyle tanıştırmak ve belirli ölçülerde modernleştirmek. Bingöl’de bir taksi şoförüyle görüşmüştüm, bana şunu anlattı: “Bu öğrenciler gelmeden önce burada hiç kot pantolon giyen kız yoktu, şimdi öğrenciler giydiği için bizim kızlar da onlara bakarak kot pantolon giyiyor.” Gençlik kültürünü baskılamaya yönelik çabalara rağmen binlerce genci bir kampüste topladığınızda kampüsün dışına da yayılan bir sosyal hayat oluşuyor.

Fotoğraf: Tuğba Tekerek

Örneğin Bingöl’de şehrin tek AVM’si üniversitenin hemen karşısında ve burada sinema zincirlerinden birinin salonu açılmış ya da kahve zincirlerinin şubeleri açılıyor ve akşam vakti bölgede dolaştığınızda son derece canlı bir ortam olduğunu görüyorsunuz. Bu bölgeler için çok alışıldık olmasa da genç kadınların genç erkeklerin evlerine gittiğini görebiliyorsunuz. Böyle bir kültür götürmesiyle taşra üniversitelerinin bölgelerini belirli ölçülerde modernleştirdiğini söylemek mümkün. 

‘Üniversitelerin outletleşmesi lisansüstü eğitimi de niteliksizleştiriyor’

Kitabınızda taşra üniversitelerindeki eğitimin niteliğine dair çok çarpıcı örnekler var. Munzur Üniversitesi’nin Psikoloji Bölümü’nde öğretim üyesi kadrosunda hiç psikolog olmaması, görüştüğünüz bir öğrencinin ‘tüm dersler hocası’ diye adlandırdığı ve haftada 39 saat ders veren hocalar… Bu açıdan bu üniversiteleri tanımlamak için kullandığınız ‘outlet üniversite’ kavramını biraz açar mısınız?

Bazı markaların şehir merkezlerindeki satış mağazasında normal ürünleri satılırken, şehrin çeperlerindeki mağazalarında ikinci, üçüncü, belki beşinci kalite ürünleri daha ucuza satılır ve buralardan daha yoksullar faydalanabilir. Böylece nitelik düşürülür ama ciro artırılır. Taşra üniversitelerinin çok büyük bir bölümü ve ilçelerdeki uzantıları için de bunu söylemek mümkün. Burada niteliğin düştüğü, ikinci, üçüncü kalitede akademisyenlerin, eğitimin ve öğrencilerin olduğu bir ortam yaratılıyor. Amaç niteliği değil sayıları artırmak. Bu arada ikinci, üçüncü nitelikte akademisyen ya da öğrenci derken kimseyi rencide etme gibi bir amacım yok, sadece eğitim tablosunun niteliksizliğini ortaya koymaya çalışıyorum. 

Zaten sadece taşrada değil, büyükşehirlerdeki üniversitelerde de benzer tablolar giderek çoğalıyor. Eğitim kalitesinin iyi olduğunu düşündüğümüz üniversitelerden dahi benzer örnekler duyuyoruz. 

Evet, özellikle vakıf üniversitelerinde eğitim niteliksizleşiyor. Öğrenciler sadece diploma almak için bu üniversitelere gidiyorlar. İçinde bulunduğumuz üniversite sisteminde, diplomalı sayısı artsın ya da bu üniversiteler para kazansın diye üniversite kuruluyor. Üniversite eğitiminin ‘outlet’leşmesinin’ bir başka sonucu ise lisansüstü eğitimin de niteliksizleşmesi. Taşra üniversitelerinden konuştuğum öğrencilerin çoğu, iş bulamayacağı için yüksek lisans yapması gerektiğini söylüyordu. Nitelikli eğitim olmaksızın buralarda yüksek kontenjanlı yüksek lisans ve doktora programları açılıyor.

Tuğba Tekerek Hakkında

1976 yılında Maraş’ta doğdu. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Adana’da geçirdi. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde lisans eğitimi aldıktan sonra aynı üniversitede Modern Türkiye Tarihi Yüksek Lisans Programı’nı tamamladı. İş hayatında bir süre ekonomist olarak çalıştı. Gazeteciliğe 2006 yılında Milliyet gazetesinde adım attı, daha sonra Taraf gazetesine geçti. Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından verilen Yılın Başarılı Gazetecisi Ödülü’nü iki kez aldı. 2014 yılından bu yana serbest gazeteci olarak yerli ve yabancı medya için çalışıyor.

İkinci bölüm: aşranın ‘outlet’ üniversiteleri: Her yurda bir ‘manevi rehber’