İktidarın yirmi yılına analitik gözle, laboratuvar gibi bakarsak eğrisi de doğrusu da görülüyor.
İktidarın her zaman kötü yönettiğini ya da her zaman iyi yönettiğini söyleyenler var. Gelişmiş demokrasilerde de partilerine her şart altında sadık seçmen kitleleri vardır. Ama, rasyonel düşünerek, verilere bakarak, mukayeseler yaparak değerlendiren ve ona göre davranan geniş bir seçmen kitlesi de var. Liderin veya partinin peşine takılmamış, ideolojiyle şartlanmamış seçmen kitlesi… Gelişmiş demokrasilerde onlar hakemlik yapıyor, rasyonelliği güçlü tutuyorlar.
Trump’a önce kurumlar ve yargı direndi, sonra bu seçmen kitlesi onu gönderdi.
İktisat ilminin ve demokrasinin adeta ‘ana rahmi’ olan İngiltere’de Muhafazakar Başbakan Liz Truss ‘heterodoks’ politikalar uygulamaya kalktı, İngiliz lirası değer kaybetmeye başladı, kendi partisinden gelen tepkiler karşısında istifa etmek zorunda kaldı…
Bizimkiler Londra’ya gidip ‘heterodoks’ politikalarını anlatarak sermaye getirmeye çalışıyorlar ama inanan yok tabii.
Netice: AK Parti’nin yirmi yılı gösteriyor ki, bağımsız rasyonel düşünce, modern iktisat, liyakatli kurumlar ve hukukun üstünlüğü gelişmiş ülke olmanın ön şartıdır. ‘Gerisi hep angarya.’