Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “gerekirse Esad’la görüşme olabileceğine” ilişkin açıklaması, AK Parti hükümetinin Suriye politikası için bir dönüm noktasıydı;
Türkiye’nin 11 yıl önce resmen “düşman” ilan ettiği, devrilmesi için muhalefete hem askeri, hem de siyasi destek verdiği Şam rejiminin artık -elbette belli şartlar altında- bir müzakere partneri olabileceğinin işaretiydi bu açıklama.
Bu açıklamanın ardından ülkenin kuzeyinde, Türkiye’nin muhalif silahlı güçlerle birlikte kontrol ettiği bölgelerde yaşanan hareketlenme de, “Suriye’de bir şeyler oluyor” dedirtecek nitelikte.
İşaret fişeği, BM’nin terör örgütleri listesindeki Heyet Tahrir El Şam’ın (HTŞ) kontrol etmekte olduğu İdlib bölgesinden çıkarak, Afrin’e doğru yayılması oldu. “Zeytin Dalı” operasyonu sonrasında Afrin’in Türk silahlı kuvvetleri’nin Suriyeli silahlı muhalif gruplarla birlikte kontrol ettikleri bir bölge olması nedeniyle, bu gelişme doğrudan Türkiye’yi ilgilendiriyor.
HTŞ militanları, Türkiye’nin yıllardır “Suriye Milli ordusu” adı altında, tek bir çatı altında toplamaya çalıştığı -ancak çok da başarılı olamadığı- silahlı gruplardan bazılarını da yanlarına çekerek, Afrin içinde epey ilerlediler. Hatta kimi yerde Türkiye sınırına kadar dayandılar. Türkiye’nin buna karşı tavrının ise -deyim yerindeyse- hareketsizlik olması, HTŞ’ye karşı Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının devreye sokulmaması dikkat çekti.