Taner Ceylan'ın İstanbul'u: Eli belinde, burnu havada, küstah…

ECE PİROĞLU

ecepiroglu@diken.com.tr

@EcePIROGLU

Kendi İstanbul’unu arayıp bulan sanatçı Taner Ceylan şimdi bunu sanatseverlerle paylaşıyor. İstanbul Bienali kapsamında görülebilecek ‘Âheste Çek Kürekleri, Mehtâb Uyanmasın’ sergisinin yıldızı boyu iki metreye yaklaşan mermer heykel. Bu işe özel çekilen bir de klip var, heykeli Cem Adrian canlandırıyor.

On beş yılın ardından Türkiye’de İstanbul’u anlattığı yeni sergisi ‘Âheste Çek Kürekleri, Mehtâb Uyanmasın’la sanatseverlerle buluşmaya hazırlanan Ceylan resimler, heykel ve video çalışması aracılığıyla şehrin geçmişi ve bugünüyle kurduğu ilişkiyi figürler üzerinden kendi diliyle aktarıyor.

90’larda gerçekleştirdiği ve büyük ses getiren Monte Carlo Stili’ne de bu sergisiyle selam gönderen Ceylan, dönemin ruhunu güncel yorumuyla birleştiriyor.

Ceylan’ın ‘İstanbul‘ sergisi, İstanbul’un incisi Boğaz’da, Kanlıca’daki Sipahiler Ağası Mehmet Emin Ağa Yalısı’nda 16 Eylül’de sergilenecek. Öncesinde bir araya gelip birlikte sergiyi gezdiğimiz Ceylan yaklaşık dört yıl süren çalışmalarının detaylarını anlatıyor.

‘Kayıp Resimler Serisi’ ile başlayan tarih keşfini, Osmanlı Devleti’nin anlatılmayan hikayeleri ve olası halleri üzerine olan çalışmalarıyla sürdüren Ceylan, İstanbul’u farklı perspektiflerden gözlemleyerek oluşturduğu sergisinde kentin tarihi yapılarını, farklı semtlerini ve hikayelerini yeniden keşfederken, şehrin gizli kalmış cevherlerinden ilham aldığını söylüyor.

Fotoğraf: Emel Ernalbant

İtalyam masalları gibi

Ceylan’ın resimlerine ek olarak hazırladığı heykel çalışmasının da İtalya’da anlatılan masallar gibi bir hikayesi var aslında… Ceylan bir gün Olimpos’taki zeytinliğinde dolaşırken zihninde bir heykel imgesi canlanıyor. Hemen yakın arkadaşı ve öğrencisi Hakan Çınar’a ‘Sergime bir heykel yapmak istiyorum’ diyerek ulaşıyor.

Kafasında ilk oluşturduğu, 50-60 cm boyutlarında günün teknolojileriyle hızlı yapılacak bir heykel oluyor. Aradan zaman geçince Hakan Çınar’ın da aklına girmesiyle iki metrelik mermerden bir heykel yapmaya karar veriyor ve bundan sonrası hiç kolay süreç olmuyor onun için. Dokuz ay boyunca Afyon’da mermer arayan Ceylan, iki yıl boyunca da bilgisayar ortamında figürü tasarlıyor. Benliğindeki İstanbul’u heykele döken Ceylan İstanbul’unu ise önünde bulunduğu heykelin önünde şu sözlerle tanımlıyor:

“İstanbul nasıl olur? Küstah, eli belinde, burnu havada, kimseye aldırış etmeyen, kendi güzelliğiyle büyülenmiş başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, kimseye kendini göstermeyen, onu hissettiren o örtüyü asla kaldırmayan bir İstanbul” .

Cem Adrian’lı Hicaz…

Heykelin canlanmış halini de sanatçı Cem Adrian’ın rol aldığı bir video kliple sunuyor Ceylan… ‘Hicaz‘ ismini verdiği klibi sergiyi gezenler karanlık salonda izleyebilecekler.

Halil Şerif Paşa’nın portresi

Ceylan, ‘En büyük ilham kaynaklarımdan birisi’ dediği Halil Şerif Paşa’nın bir portresiyle ona saygı duruşunda bulunuyor bu sergisinde. Paşa, Paris’te görevli bir Osmanlı diplomatı. 1800’lerin sonlarında Abdülmecid Efendi’nin himayesinde onun çocuklarıyla birlikte büyüyor. Ceylan, ‘Çok büyük sanat hamisi’ olarak gördüğü Paşa’yı şu sözlerle anıyor: “İnanılmaz bir sanat görgüsü var’ Bildiğiniz bütün oryantalist resimleri sipariş ediyor. Tüm oryantalist resimler neredeyse Halil Paşa koleksiyonuna ait diyebiliriz. Osmanlı’ya geri dönmek için padişah ona bir koşul ortaya koyuyor. Elindeki bütün koleksiyonu çıkarıp buraya gelebilirsin diyorlar onlarla buraya gelemezsin ve hepsini elden çıkartıyor. Ama bu benim kafamdaki Halil Şerif Paşa. Realitesi böyle değil.”

HALİL ŞERİF PAŞA

‘Kendimi aştığımı düşünüyorum’

Bugüne kadar yaptığı en iyi portre olduğunu söylediği ‘Koral’ selamlıyor bizi. ‘Kendimi aştığımı düşünüyorum’ bu tabloyla diyor Ceylan ve şöyle anlatıyor: “Bunun altındaki hikaye İstanbul’un Fethi. Kucağındaki ise Konstantiniyye. Eski istanbul’la yeni İstanbul birbirine iç içe geçmiş. Hala Bizans’ı yaşıyor, Bizans’ın geleneklerini devam ettiriyoruz. Yemekleri, hamamları, müziği, mezarlık geleneği… Ama tüm ihtişamıyla da yeni İstanbul… Böyle bir hikaye üzerinden kurguladım. Kendi nişanını kendine saplamış, kendi kendini nişanlandırmış, aynı zamanda da acıtmış. Daha çok içgüdülerimle yaptığım resim bu. Kendi kellesini tutmuş hepimiz ara ara kendi kellemizi kesiyor, kendimizi kendimize kurban ediyoruz. Özellikle Temmuz ve Ağustos ayında bol bol yaşadım bunu. Kendimle sürekli yüzleştim, kendi kendimi kestim, kanlar akıttım… Eyüp’te çektiğim çiçekli bir mezar taşıyla da bu resme ‘İstanbul’da dişi bir betimleme’ diyebiliriz. Karanlıktan kanlar içerisinden bize doğru geliyor. Burnu havada, alabildiğince küstah, öldürmüş ama kendisini öldürmüş…”

KORAL

Yakan kadın Beril

Topkapı Sarayı’ndaki harem odasından çıkıp karşımızdaki koltuğa uzanmış ‘Beril‘ göz kırpıyor. Beril’in gözleri o kadar sahici bir ateşle bakıyor ki yaklaşanı yakarım diyor… Tam da bunu yapmak istediğini vurguluyor Ceylan:

“Bu resmin farklı bir özelliği var. Bugüne kadar o bütün oryantalist resimlerde gördüğünüz güzel burada yok. Bu kadın yakan bir kadın. ‘Benim güzelliğimle büyülenip bana dokunursan seni öldürürüm, yakarım’ diyor. O yüzden tekinsiz bir resim bu. Bir karadul. Tehlike var bu resimde. Tüm ihtişamı içerisinde kendi güzelliğine hapsolmuş ve kendi güzelliğiyle sizleri zehirlemeye öldürmeye hazır bir kadın.”

BERİL

Geneli renksiz olan sergide renkleri de izleyicilerin göreceğini söylüyor Ceylan…

Neden İstanbul?

Neden İstanbul‘ sorusunu ise Ceylan şöyle açıklıyor:

“Bir şekilde kader bana İstanbul’da sergi yapmamı söyledi. Bilmediğim bir İstanbul’la karşılaşmıştım çünkü. Nasıl bir İstanbul’du bu? Kafamızda hep belli bir dönem sonra New York’a, Londra’ya, Paris’e yerleşip oralı olmak vardır. Fakat aklımın köşesine hiçbir zaman empoze edilmeyen bir şey vardı ki o da İstanbullu olmak, İstanbul’da yaşamak, İstanbul’u koklamak… Bunu bana ilk hissettiren bir arkadaşım oldu. İkincisi Hikmet Mizanoğlu’yla tanışmak. Bu insanlarla sonradan İstanbul’u keşfetmeye başladım, bilmediğim hanlar, hamamlar, mekanlar, yalılar… ‘Ben İstanbullu olmak istiyorum’ dedim ve ilk kez İstanbullu olmak diye bir kavram çıktı hayatımda. O zaman İstanbul’umu resmetmeye başladım. Bu sergi öyle çıktı aslında ve burada benim İstanbulumu göreceksiniz.”

17. Uluslararası İstanbul Bienali paralel programında yer alan sergi 16 Eylül ve 16 Ekim tarihleri arasında Kanlıca’daki Sipahiler Ağası Mehmet Emin Ağa Yalısı’nda ziyaret edilebilecek.