Prof. Dr. Kamil Yılmaz: Hükümetin seçime bu yıl gitmesi kaçınılmaz

ALTAN SANCAR

altansancar@diken.com.tr

@altansancarr

Prof. Dr. Kamil Yılmaz, ekonomideki kötü gidişat nedeniyle hükümetin bu yıl içinde seçime gideceği görüşünde.

Fotoğraf: AA

Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre mayısta yıllık enflasyon yüzde 73,50’yle 24 yılın zirvesine çıktı. Aylık yükseliş yüzde 2,98 olarak kaydedildi.

Öte yandan bağımsız akademisyenlerin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göreyse mayısta yıllık enflasyon yüzde 160 seviyesinde.

TÜİK’in verilerinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı tartışmaları devam ederken, kurum mayıs raporunda 410 ürünün fiyatının yer aldığı madde sepetine yer vermedi. Bunun hemen ardından da Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati topa girdi ve ‘müjdeyi’ verdi: “Enflasyon düşüş eğilimine girmiştir.”

Peki gerçekten öyle mi? Enflasyonda düşüş eğilimi başladı mı? Enflasyon neden durdurulamıyor? Düşen alım gücüne rağmen tüketici talebi neden hala yüksek? Enflasyon düşmüyor ve iktidar düşük göstermeye çalışıyorsa bunu neden yapmak istiyor? Ve en önemlisi seçim kapıda mı?

Tüm bu soruların cevabını Koç Üniversitesi’nden Prof. Dr. Kamil Yılmaz, Diken için verdi:

Enflasyon neden durdurulamıyor?

Bunun cevabı çok net: Enflasyonu durdurmak için hiçbir şey yapılmıyor. Sayın Bakan Nebati ve Merkez Bankası Başkanı (Şahap) Kavcıoğlu sadece lafta enflasyonla mücadele ediyorlar. Onun dışında toplam talebi yavaşlatmak için ne para politikası ne de maliye politikası alanında önlem alınıyor.

Öncelikle olarak para otoritesi olarak Merkez Bankası’nın faiz artırarak doğrudan borçlanmanın ya da borçlanmadan insanların kendi paralarını harcamanın maliyetini artırması gerekiyor.  Merkez Bankası bunu yapmayıp faizleri düşük tuttuğu için insanlar harcayabildiği kadar harcıyor.

Öte yandan, kamu maliyesi sürekli açık veriyor. Artan enflasyon kontrol çıkmasın diye Maliye ve Hazine bakanlığı bazı vergilerden vazgeçti. Öte yandan, BOTAŞ, Kamu bankaları, Toprak Mahsulleri Ofisi, Türk Şeker ve diğer bazı kamu kuruluşlarının yüksek enflasyon döneminde yaşadıkları büyük kayıpları telafi için kamu bütçesi sürekli açık veriyor. Elbette bütçe açıkları süratle artan bir hükümetin ekonomiyi yavaşlatıcı bir maliye politikası izlediğini söylemek mümkün değil.

Tüketimin artmaya devam etmesine geri dönersek, enflasyonun yüksek faizlerin de düşük olduğu bir ortamda insanlar düzenli tükettikleri ürünleri ceplerinde paraları varken almayı tercih ediyorlar. Çünkü her ürünün fiyatı her ay siz deyin yüzde 5, ben diyeyim yüzde 10 ya da daha hızlı bir şekilde artıyor. Düşünün her gün düzenli kahve içen birisi için bu yüksek enflasyon ortamında dört-beş aylık kahvesini fiyatlar düşükken almak oldukça iyi bir yatırım olabilir. Sadece dört ayda kahveye yüzde 100 zam gelmiş. Paranızı TL mevduata yatırsanız dört ayda size getirisin ancak yüzde 5 kadar olacak.  Bu durumda siz olsanız ne yaparsınız?

Açıklanan verilere ne diyorsunuz? Bu arada madde bazında fiyat yayınlamayı da bıraktılar. Bunun ne anlama geldiğini okurlarımız için açar mısınız?

Açıklanan rakamların şu an itibariyle yaşadığımız fiyat artışlarını yansıtmadığını kesinlikle söyleyebiliriz. Mayıs için enflasyon beklentisi yüzde 5,5 civarındayken, ENAG’a göre aylık enflasyon yüzde 5,46, İTO ücretliler geçinme endeksine göreyse yüzde 5,8’ken, TÜİK verilerine göre mayıs enflasyonu sadece yüzde 2,98’di. Bu arada Türk-İş’e göre yoksulluk sınırı endeksi mayısta yüzde 13 arttı. İşin daha da komik tarafı TÜİK verilerine göre gıda fiyatları sadece yüzde 1,6 artmış.

Fotoğraf: Reuters

TÜİK’in madde bazında fiyat verilerini yayımlamaya son vermesinin de zamanlaması manidar. Geçen yıl kasımdan örnek vereyim. Kasım ayında bir televizyon programında TÜİK’e göre beyaz peynir fiyatının bir yılda (Kasım 2020’den Kasım 2021’e)  30 liradan 34,5 liraya çıktığını vurguladım. Yani yüzde 15 oranında artmış dedim. İnsanlara sorduğumuzdaysa o günlerde pazarda beyaz peyniri 60 lira civarında aldıklarını söylediler. Yine kasımda otomobil fiyatlarındaki yıllık artış çok düşük kalmıştı. Bu da ciddi biçimde eleştirildi. TÜİK’ten gelen yanıt o aylarda yaşanan çip krizi nedeniyle yeni otomobil satılamadığını o yüzden önceki ayların fiyatlarını kullandıklarını söylediler. Oysa otomobil satışı az da olsa vardı. Bu eleştiriler üzerine kasımda yüzde 3,5’le beklentinin altında gelen aylık enflasyon oranı aralık ayında yüzde 13,6’ya çıktı. Arkasından TÜİK başkanı işlerini doğru yapmaya çalıştıklarını vurgulayan bir demeç verdi. Bunun üzerinden bir-iki ay geçmeden de kendisi görevden alındı.

Mayısta açıklanan yüzde 3 seviyesinde aylık artış, ama nereden bakarsanız bakın yüzde 5’le yüzde 6 arasında bir enflasyon artışı söz konusu. Markete gittiğinizde fiyatı düşen bir mal ya da hizmet yok. Ama artık madde bazında veri açıklamayacakları için TÜİK verileriyle bunu ispat etmeniz mümkün değil.

409 mal ve hizmet bazında fiyat verilerinin açıklanması TÜİK fiyat istatistiklerinin şeffaflığını artırıyordu. Ülke bu kadar yüksek bir enflasyon döneminde geçerken bu verileri artık yayınlamayacağım demek TÜİK’e karşı oluşmuş olan güven erozyonunu en üst seviyeye çıkaracak.

Zaten son 10 aydır TÜİK enflasyon verileri sorgulanıyor. Özellikle ENAG’ın yıllık enflasyon verisi yüzde 160,8, TÜİK’in yüzde 73,5’lik yıllık enflasyon verisinin iki katından fazla. Ancak, mayıs verilerinin yayımlanmasıyla beraber yeni bir evreye girdiğimiz açık. Hükümet ne olursa olsun enflasyon verilerinin düşük gösterilmesi için TÜİK’e talimat vermiş olmalı.

Nitekim, verilerin yayımlanmasının ardından gelen habere göre Tüketici Fiyatları Daire başkanı Mustafa Teke görevinden ayrıldı. Durduk yere neden ayrılsın bir daire başkanı görevinden? Bu kararının arkasında TÜİK yönetiminin aldığı karara bir tepki olduğu açık.

Sonra cuma gece yarısı yayınlanan cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle TÜİK’te 20 bölge müdürünün atanmasına karar verilmiş olduğu paylaşıldı. Neden bölgesel bazda fiyat verilerinin toplanmasından da sorumlu olan bu bölge müdürleri enflasyonun hızla yükseldiği bir dönemde değiştirildi? Bazıları vekaleten atanmışlardı zaten, kararnameyle aslen atanmış oldular diye cevap verebilirler. O zaman bu kişilere verilecek yanıt, yeni bölge müdürlerinin vekaleten atanmasının da kısa dönem içinde alınmış bir karar olduğudur.

Pekâlâ, neden hükümet enflasyonu düşük göstermek için özel bir çaba sarf etsin?

Bana göre hükümet seçime gidiyor. Seçime giderken de yüksek enflasyon verilerinin aleyhine olacağını görüyor. Seçime giderken enflasyonu düşürecek politikaları uygulamak istemediği için de tek çare olarak enflasyon verilerinin düşük gösterilmesi kalıyor. Benim son yayınlanan mayıs enflasyon verilerinde gördüğüm durum bu. Haziran ayında aylık enflasyon oranını yüzde 2’nin de altına çekerlerse hiç şaşırmam. “Mevsimsel etkilerden dolayı sebze meyve fiyat artış hızı yavaşladı” diyebilirler. Bu arada ‘yalan haber, dezenformasyon’ yasası önümüzdeki günlerde Meclis’ten geçtikten sonra “TÜİK’in verileri doğruyu söylemiyor, bu böyle olmaz” diyenlere aba altından sopa gösterilip bu eleştirilerin sosyal medyada yayımlanması engellenecek.

Ekonomiyi seçime göre hazırlama süreci mi bu?

Her ne kadar hükümet aksini iddia etse de ekonomi şu anda ciddi bir darboğaza doğru gidiyor. Bu ekonomiyle iktidarın seçim kazanabilmesi çok zor, neredeyse imkansız. Verilere müdahale de halkta karşılık bulur mu emin değilim. Markette insanların birbiriyle tek muhabbeti fiyatların bir önceki alışverişlerine göre bile artışıyla ilgili. İnsanlar “Her şey çok pahalanmış” deyip çıkarken, siz ona aylık gıda enflasyonu yüzde 1,6 deseniz “Hadi oradan, sen hangi ülkede yaşıyorsun kardeşim” diye tepki verir.

Bana kalırsa bugün açıklanan mayıs enflasyon oranı geçen yıl 2021 Mayıs’ında açıklanmış olsaydı piyasa beklentilerinden çok sapma olmayacaktı. Ancak şimdiki enflasyon dinamikleri geçen yılki enflasyon dinamiklerinden çok farklı. Eylülden bu yana tabiri caizse enflasyonu daha da azdıracak politikalar izleniyor. Politika faizi indiriliyor. Bunun sonucu olarak yüzde 5’in üzerinde aylık enflasyon oranına geçtik bile.

Politika faizi indirimi başladıktan sonra dolar/TL kuru 8,3 liradan bugüne kadar ikiye katlandı; bunun getirdiği bir üretim maliyeti artışı var. Bununla aynı dönemde emtia fiyatları da arttı dünyada, gıda da tarımda da arttı. Şimdi daha çok artıyor, petrol de arttı. Dışarıdan da bir maliyet artışı var. Sonuçta üretim maliyetleri artıyor. Siz bir üretici olarak üretim maliyetleri arttığı zaman ne yapacaksınız? Bunu perakende fiyatlarınıza yansıtmak durumundasınız. Yoksa zarar edersiniz. Eğer talep güçlüyse bunu yansıtabilirsiniz. O da aylık enflasyonun daha da artması demek sonuç itibariyle.

Fotoğraf: Reuters

Eğer talep artmaya devam ediyorsa perakende fiyatımı arttırsam da müşteri kaybetmiyorum. İmkânı olan tüketiciler hala fırsat varken alım yapıyor. Üretici de fiyat artışlarına rağmen talebin azalmadığını görüyor satıyor. Şehirlerin varoşlarındaysa öyle olmuyor. Ancak fırından bayat ekmekler almaya gidiyorlar. Çok ciddi bir uçurum var.

İnsanlar tasarruf etmiyor yani?

Tasarruf etmesinin bir anlamı yok. Yani tasarruf ettiğinizde ve paranızı yüzde 17’yle mevduata koyduğunuzda, hatta kur korumalı mevduata koyduğunuzda gene enflasyon oranın 56 yüzde puan altında bir mevduat faizi alıyorsunuz. Kısacası bu yüksek enflasyon ortamında faizleri suni olarak düşük tuttuğunuz zaman eksi reel faiz ortamında insanlar ya borç alıp ya da doğrudan kendi paralarını kullanıp mal ve hizmet alımına devam etmeyi tercih ediyorlar.  

Hükümetin tek baktığı nokta şu an seçim. Seçime kadar bu durumu götürmek. Krediyi genişletmek, talebi canlı tutabilmek. Üreticilerin gönlünü hoş tutmak bir şekilde işte süt üreticileri itiraz ederse onların biraz zam yapmasına müsaade etmek. Gerekirse buğdayda desteği biraz daha arttırmayı, devlet kaynakları ile sübvanse etmeyi tercih ederler. Yaz aylarında gaz ve elektrik gibi giderler de bir nebze katlanılabilir duruma geliyor. Ama kış ayları geldiğinde özellikle kasımdan itibaren bunu sürdürebilmenin imkânı yok.

Alım gücü daha ne kadar dayanabilir?

Belki ücretlerde haziran enflasyonu ile birlikte artışlar olacaktır. Ücretlilere resmi enflasyona karşı korumak için kamu ve özel sektör maaşlarının yüzde 40’a yakın oranda artması gerekiyor. Bu ücret artışları enflasyonu daha da yukarılara taşıyacak. Ben birkaç aydır TÜİK enflasyonunun yıl sonunda üç haneye ulaşacağını vurguluyordum. Ama benim söylediğim verilere düşük düzeyde müdahale ile olacak bir şeydi, fakat son durumda aşırıya kaçılacağı görülüyor. 

Bu ekonomiyle kışı çıkaramayız tartışmalarına ne diyorsunuz?

Türkiye bugüne kadar böyle bir ekonomi politikası uygulaması görmedi. Tansu Çiller dönemi dahil. Şu anda devletin kaynakları her şekilde genişlemeci enflasyonist politikaları uzatmaya, seçime kadar götürmeye çalışıyor. Ama seçim gelecek sene bu zamanlarda yapılacak olursa o zamana kadar ekonominin bu yükü kaldırması mümkün değil.

Enflasyon baskısıyla karşı karşıya kalan ABD ve Avrupa Birliği’nin ciddi faiz artışlarına gideceği kesin. Hem Avrupa’da hem de ABD’de talebin daha da yavaşlaması kaçınılmaz. Bu arada hem dolar hem avro daha da güçlenecek, kur tarafı daha da baskılanacak. Enflasyon artışı devam ettikçe TL’den kaçış hızlanacak. Merkez Bankası rezervleri (swaplar çıkarıldıktan sonra) eksi 62 milyar dolar civarında. Sürekli piyasaya dolar satarak TL’nin değerini korumak mümkün değil. Bir noktada TL’den kaçış hızlanacak. Kur korumalı mevduat bile bu kaçışı durduramayacak.  KKM, görev zararları gibi ekstra kamu harcamaları nedeniyle kamu borç stoku çok hızlı artacak. Bu da Türkiye ekonomisine olan güveni daha da düşürecek

Bütün bu dinamikler nedeniyle bu süreç uzun süre sürdürülebilir bir durum değil. Onun için hükümetin seçimi bu yıl yapması kaçınılmaz bence.