
H. AYHAN TİNİN / Sanat da var / Tiyatro
insanatinart@gmail.com
Uzun bir sessizlik olduğu zaman hayatın, sürgün başlar.
Göçmensindir artık…
Güzelim Balat semtinin ‘Monologlar Müzesi’ yeni projesiyle, bir ülkeye bir sınıra doğru yola çıkarak sonunda aynı ‘Hostel’de göçmen duygusuyla buluşan küçük insanların büyük hikayelerini anlatıyor.
Yarım kalan bir hikâyenin peşine düşmektir göç… Ya kendi hikâyendir ardında koştuğun ya da ardından koştuğunun hikâyesidir.
Sonuçta bir parça umut, koca bir hüzün ve nihayet yaprakları dağılmış bir sonbahar kalır elinde…
İnsan sevgisizlikten de kaçar, bir hayale de kaçar, bir hayali gerçekleştirmek için de kaçar, ama en çok kendine doğru yapılan uzun bir koşudur kaçmak. Dansın kraliçesi ya da kralı olmayacağını bilerek…
‘Hostel’de dört insan öyküsü var, yukarıda dört cümleyle anlattığımız… Dört monolog…
‘Yeni metin, yeni tiyatro’ projesi bağlamında üretilen konsept, seyirciye deneyim odaklı bir düşünce akışının eşliğinde, tanık olarak oyunu yaşatıyor.
Öyle ki katlar ve odalar arasında dolaştıkça, her öykünün kahramanının yaşamına eklendikçe, artık seyircinin yolculuğundan ve özel hikayesinden de bahsetmek mümkün hale geliyor.
Hep kazanmış olanlar kaybetmenin ağır yükünü bilmezler. Hayatın içinde sessizce kaybedenlerin öyküleri ‘Hostel’… Bence öncelikli misafirleri kazananlar olmalı… Yırtanlar… Öyle maddi anlamda değil; kendilerine tutkuyla bağlanılanlar, başlarına beklenmedik bir hastalık gelmeyenler, bir yastıkta kocayanlar, anneannesi bir tiyatro kumpanyasına katılıp dünyayı gezmeyenler… Başarılılar yani, hayatları bir rutinin döngüsünde, maceraya açık olmadan, güvenli limanların sularında, yer çekimini hissederek yaşadıkları için toplum tarafından ödüllendirilenler.
Diğerleri… İçleri sıra ölü bir canlıyı taşıyanlar, bir aşkın hayalinde yola çıkıp birden çok parçaya bölünenler, önce kendinden, sonra başkasından göç edenler, sevilmek susuzluğundaki yüreklerine tuz basanlar, hayallerini denize düşürenler, geçmişlerindeki o gri noktayı arayıp bulup tam da o noktada dağılanlar, kaybedenler; hayatın dudak bükerek baktıkları, oyuna alınmayanlar, onlar kendi hikâyelerinin farklı söylemlerle anlatıldığını izleyecekler ‘Hostel’de…
Her öykü kendi dilinde ve Türkçe, tam bir göçmenlik duygusu içinde, yabancılaştıkça yakınlaşarak aktarılıyor izleyenlere, bu bağlamda yeni tiyatronun diline ‘deneyim’ kavramını yerleştirerek sağlam bir iş yapıyor ‘Monologlar Müzesi’…
İnsanlığın belki de en ortak hafızası göç.
Yıllar yılı savaşlardan, ekonomik yoksunluklardan ve kişisel nedenlerle insanlar hep yer değiştirmiş.
Kimi şarkılara, kimi şiirlere dokumuş yabansı öykülerini…
İnsanları, ne tarih çağlarında ne bugünün medeni olduğunu iddia edip gülünç duruma düşen dünyasında göç etmeden, kök salarak, bulundukları yerden razı olmanın huzurunu yaşayıp sürdürebilmişler hayatlarını, hep yola çıkmışlar.
Bugün Dünya’da salgın sürecindeki kısıtlamalara rağmen üç yüz milyon insan göçmen konumunda. Yani doğduğu ülkenin, vatanının dışında yaşıyor.
Afrika, kara kıta insanın tarihinin başladığı kabul edilen yer en çok göç veren bölge…
Göçmenlerin yarısından fazlası Avrupa’ya yerleşiyor. Başka bir deyişle göç etmelerinin nedeni olan, dünyanın zenginliklerini elinde tutan kıtaya… Maktulün, cinayeti işleyenin aile mezarlığına gömülmesi gibi…
Bunların dışında bir de ‘Hostel’de izlediğimiz; hayat kaybedilmiş bir aşk gibi olduğu zaman, gönüllü göçenler var…
Yönetmen Ahmet Sami Özbudak, yazar yardımcı yönetmen Kerem Pilavcı, yazar Serdar Kurt, performans sergileyenler; Yeraz Çağlayan, Burcu Halaçoğlu, Burak Üzen, Batur Belirdi yüz akı bir iş ortaya koymuşlar.
Tiyatroda direniyor olmalarına sağlık…
Biletinizi alıp Balat’a gidin, bir ‘Hostel’in odalarında görünmeyen misafir gibi dolaşıp, farklı hayatlara dokunmanın deneyimini yaşayın, sonra çevredeki mekanlarda ister bir kahve için, isterseniz uzun saatler sürecek bir masa kurun, kişisel tarihinize güzel bir anı ekleyin.