'Yapmak'la yıkıyoruz!
'

Mustafa Alp Dağıstanlı
Mustafa Alp Dağıstanlı
Gazeteci. Kitapları: 5Ne1Kim? - Gazeteciliğin Mutfağından Sansür - Otosansür Hikayeleri, Bildiğin Gibi Değil - Osmanlı, Anekdotlar: Edebiyat Tarihimizden Anılar, Tanıklıklar

MUSTAFA ALP DAĞISTANLI

mustdagistanli@gmail.com

Süleyman Nazif yüz yıl önce uyarmıştı: “Bu yapmak fiili sonunda Türkçeyi yıkacak.”

Otuz yıl sonra Nurullah Ataç’ın yakınmasına bakılırsa bu uyarıya kulak asan olmamış pek:

… dikkat ettinizse “dedikodu etmiyenlerden” dedim, “yapmayanlardan” demedim, demiyeceğim de. O “yapmak” fiili yok mu? artık fenama gidiyor. Gazetelere kitaplara bir bakın; her yere burnunu sokuyor. Etmek, eylemek, kılmak yok, hep yapmak. Hele Anadolu Ajansı, elinden gelse, hani gelmiyor da değil! Türkçeden bütün fiilleri atacak, bir o yapmayı saklıyacak: beyanat yapmak, hücum yapmak, hadise yapmak, bilmem kimin bilmem kime yaptığı beyanatta… Hele buna pek tutuluyorum: orada fiile lüzum yok: “Falanın filana beyanatında” dersiniz, olur biter. (Günlerin Getirdiği)

Ataç’ın verdiği örnekleri, hatta kötülük çirkinlik yanlışlık yaratıcılığında daha üstünlerini bugün de sergiliyoruz. Kısacası, Süleyman Nazif’in kehaneti gerçek olmuş, Türkçeyi yıkmışız, yıkıyoruz elbirliğiyle. Viraneyi şu örnekte seyredebilirsiniz — bir haberin ilk cümlesi:

KKTC Cumhurbaşkanı Erin Tatar, silahlı saldırıda öldürülen Halil Falyalı’nın ardından yaptığı, “Üzüntümü paylaşmak istiyorum, değerli bir kardeşimizdi, bu ülkeye yatırımlar yapmıştı” mesajıyla ilgili açıklama yaptı.

Gerçekten de yıkılmış bir dilin cümlesi bu. Bir cümlede üç ‘yapmak’ fiili! “Mesaj yapmak” da cabası. Ataç böylelerini görseydi… 

Geçen haftaki bir RTÜK açıklamasından (gördüğünüz gibi, ‘RTÜK tarafından yapılan açıklamadan’ demeden de oluyor) aldığımız şu her bakımdan berbat cümle de üç ‘yapmak’ taşıyor:

Son tartışmalardan hareketle belirtmek gerekirse, pek çok internet sitesine bugüne kadar Üst Kurul tarafından resmi internet sitesi üzerinden gerekli duyurular yapılarak lisans müracaatı yapmaları tavsiye edilmiş ve yapılan başvurular sonrası muhtelif sitelere herhangi bir sorun yaşanmadan gerekli izinler verilmiştir.

BBC de şu çifte ‘yapma’lı cümlede ‘taciz yaparak’ Ataç’ın ve Nazif’in gazabını hak etmiş:

BBC’nin yaptığı bir araştırma, sosyal medya uygulaması Telegram’da kadınların çıplak fotoğraflarını izinleri olmadan paylaşarak çok büyük çapta şantaj ve taciz yapıldığını ortaya çıkardı.

Evrensel de ‘itiraz yapmış’:

Askerler tarafından Meriç Nehrine atılan sığınmacıların dosyalarına getirilen takipsizlik kararına yapılan itiraz reddedildi.

Evrensel’in cümlesindeki tek kusur bu olsa iyi, biçim olarak çok kötü olduğu gibi, anlam olarak da tamamen yanlış. Sığınmacılarla ilgili bir takipsizlik kararı verilmiş gibi, yani sığınmacılar için iyi bir gelişme duyuruluyor sanki, oysa, takipsizlik kararı verilen dosya askerlerin eylediklerini kapsıyor.

Şu da Posta’dan:

Kasaplar et fiyatlarına 10 TL indirim yaptı.

İlle de ‘yapmak’ta ısrarlıysanız, ‘et fiyatlarında’ indirim yapılır, ‘fiyatlarına’ değil, ama şöyle demek niye yetmiyor: “Kasaplar et fiyatlarını 10 TL indirdi.”

DW de ‘şikayet dilekçesi yaptırmış’:

CİMER’e yapılan şikâyet dilekçelerinde askerler yaşadıklarını anlattı.

Bu ucube cümleyi Gazete Duvar da çok beğenmiş olmalı, aynen kullanmış da…

Yine Gazete Duvar’dan:

Bu sürece ilişkin yapılan bilirkişi raporu tamamlandı.

Bilirkişi raporu yapılır mı hiç? Hem yapılmış hem tamamlanmış bir de, bravo.

Bu ara Gazete Duvar’ı çok okumuşum anlaşılan, bir örnek daha:

Üniversitede yıllardır yapılan yeniden atama sürecinde uygulanan…

Atama süreci ‘yapılmaz’!

‘Yapmak’, Ataç’ın dediği gibi, öbür fiilleri eziyor, unutturuyor – üç değişik örnek:

TGRT’den:

İran, drone’u düşürerek büyük hata yaptı.

Doğrusu: hata etti.

Ali Duran Topuz da şöyle yazmış:

TİP’in toplantısı az sayıda gazeteciyle, sohbet havasında yapıldı.

Ona yakışan, “… sohbet havasında geçti” demekti.

Bir de hiç gerek yokken şu ‘yapılan’lara bakın – t24’ten iyi bir örnekle yetinelim:

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Şafak Mahmutyazıcıoğlu’nun öldürülmesiyle ilgili yapılan çalışmalarda 2 kişinin yakalandığı belirtildi. Yapılan araştırmalarda olayın “alacak verecek meselesinden” kaynaklandığı kaydedildi.

Yapılmayan açıklama, yapılmayan çalışma, yapılmayan anaştırma, yapılmayan inceleme, yapılmayan soruşturma, yapılmayan deney, yapılmayan maç, yapılmayan kongre, yapılmayan toplantı … var mıdır ki? Yapıldıkları için açıklamadır, çalışmadır, maçtır…

Peki neden böyle oluyor, ‘yapmak’ fiilinin nedir cazibesi? Ataç’ın açıklaması şu: “… araya bir de fiil [yapmak] sıkıştırınca daha edebiyatça yazdıklarını sanıyorlar.”

Daha edebiyatça, daha oturaklı, daha tumturaklı, daha etkili, daha ciddi, daha anlamlı, daha fiyakalı yazdıklarını sanıyorlar.

‘Yapmak’ fiilinin bir saygı, bir önem de kattığını düşünüyor olmalılar. Mesela bir öküz ahıra ‘girer’, bir cumhurbaşkanı ise saraya (ahıra da) ‘giriş yapar’. Bir ululama hevesi var bu ‘giriş yapma’da, ululanan kişiyi herkesin ululamasına davet var. Bu yüce kişi öküz gibi saraya girecek değil ya, alelade olmayan bir varoluş, ulvi bir eyleyiş halinde olmalıdır, sunulmalıdır o. Bir cumhurbaşkanı nasıl girmeyip ‘giriş yapar’sa, aynı şekilde, çıkmayıp ‘çıkış yapar’.

Bu dil herkese bulaşır, mesela TİP kongresinde:

Genel Başkanımız Erkan Baş salona giriş yapıyor. #YeriniAl!

Ama bu kullanım hürmet gösterisiyle sınırlı değil, olur olmaz yerlerde karşımıza çıkıyor. İlk örneğimiz, ‘yapmak’ fiili konusundaki istikrarını Ataç’tan beri koruyan Anadolu Ajansı’ndan:

Misrata’dan yola çıkan askeri konvoy Trablus’a giriş yaptı.

Rus donanmasına ait 3 savaş gemisi, İstanbul Boğazı’ndan geçiş yaptı.

Mobilya ihracatı 2022’ye rekorla giriş yaptı.

Niye sadece girdi, çıktı, geçti, bekledi … değil? Ataç’ın gerekçesi – ‘yapmak’ın daha edebiyatça sayılması – doğru, ama en azından günümüz için yeterli değil. En önemli sebep,  düşünmeden (peki, yeterince düşünmeden) yazmak. ‘Yapmak’ fiili, bu düşünme boşluğunu dolduruyor biraz. Ta yukarıda verdiğim BBC örneğini ele alalım: “…şantaj ve taciz yapıldı.” Evet, şantaj yapılır, ama taciz yapılmaz. Bunu BBC muhabiri ve editörleri bilmez mi, bilir. Aynı fiil içinde yer alamayacak iki şeyi bir cümlede söylemek için düşünmek, bu problemi çözmek gerekir. ‘Yapmak’ fiili, bu problemden ve çözümünden kaçıştır işte. ‘Okur nasıl olsa anlar’ kolaylığına, çıkmazına sığınmaktır.

Bütün fiilleri ‘yapma’ya bulamak, kimi zaman bambaşka fiilleri, deyimleri, deyişleri ‘yapma’ya indirgemek ayrıntıları örter, konuyu da, dili de fakirleştirir. Etkisizleştirir de, çünkü ‘denetledi’, ‘denetim yaptı’dan daha kuvvetli bir fiildir. ‘Geçti‘, ‘geçiş yaptı’dan kuvvetlidir… Herşeyin kısası daha iyidir, daha etkilidir.

‘Yapmak’ fiili, bir şey yapmanın, düşünmenin, ifade etmenin, sağlam bir cümle kurmanın, iyi bir yazı yazmanın yerine geçiyor, bunları sağlayan şey sanılıyor. Bu kadar çok ‘yapmak’tan, aşırı ‘yapmak’tan, gereksiz ‘yapmak’tan ne kötülükler doğacağını hayatın başka alanlarında da görüyoruz. Kanal İstanbul, yıllardır yapılan yüzbinlerce bina, yeni havaalanı, dur durak tanımayan dere ıslahları… (Buradan Tanıl Bora’nın ‘Eser‘ yazısına bağlanabiliriz.) ‘Yapmak’ın yıkım olabileceğini biliyoruz, kısacası. Süleyman Nazif, Türkçe için bunu görmüştü. Ataç da gördükleri üzerine, ondan otuz yıl sonra “Kulun elinden bir şey gelmez. Allah ıslah etsin!” demişti. Biz ne desek…

Dili seven dikenine katlanmaz

Sevgili okur,

Herşey gözümüzün önünde kirleniyor, farkında olunmayacak gibi değil. Dilimiz de kirleniyor gözümüzün önünde, ama pek farkında değil gibiyiz ya da umurumuzda değil sanki.

Hergün çeşitli kirliliklerle ilgili haberler, yorumlar, görüşler okuyoruz. Bu kirliliklere karşı mücadele edenlerimiz de var. Dilimiz de mesela denizlerimiz kadar kirli. Bu kirli dili kullanıp öbür kirlilikleri anlatmaya çalışıyoruz bir de.

Türkçeyi elbirliğiyle kirlettik. Temizlemek, güzel bir dilin yaygınlık kazanmasını sağlamak için de elbirliği gerek. Artık neredeyse herkes hergün yazdığına göre, iş hepimize düşüyor demektir. Elbirliğiyle kirletmek için çabaya gerek yoktur, ama temizleyici elbirliği için özel çaba, uyanık bilinç gerekir.

Bu sayfa, dilimizi temizleme iddiasıyla boy göstermiyor kuşkusuz, yanlış ve kötü kullanımları, dilin dikenlerini gösterebilmeyi amaçlıyor. Kullandığımız dile dikkat kesilme hassasiyeti yaratabilmeyi, özenle yazma alışkanlığını uyarmayı umuyor.

Elbirliği, dedik. Katkılarınız bu diken ayıklama alanını daha yararlı, sağlam, şenlikli bir yere döndürecektir. Hem burada yayınlanan yazılar hem de dille ilgili her tür eleştiri, görüş, öneri, uyarınızı şu adrese bekliyoruz: mustdagistanli@gmail.com